Markum.net
Ana Sayfa | Sizin Yazılarınız | Ulukışla Savunması 2

Ulukışla Savunması 2

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
image

ULUKIŞLA SAVUNMASI(DÜZELTİLMİŞ SON ŞEKLİ) 30 AĞUSTOS 2016-10 KASIM 2018

Son ekonomik krizlen beraber bazı şeyler değişti
Asıl ekonomik krizin 3-5  yıl içinde çıkacağını düşünüyoruz

Kendince sebeplerimiz var .Her şey zamanla ortaya çıkacak

 ULUKIŞLA SAVUNMASI


Biz havada bulut gördük ,yağmur yağmadan ne yapmalıyız diye bu makaleyi yazıp ,saygı değer insanımızın görüşlerine sunduk


HZ. MEHDİ DÖNEMİ ise şahsımıza  göre aşağı yukarı böyle birşeydir diye düşünüyoruz.
Bu şahsi görüşümüzdür geneli bağlamaz !

MAKALE, Komplo Teorisi tarzında  bilgilendirme amaçlı yazılmıştır
Sizce böyle bir şey mümkün müdür ?
Görüşleriniz bizim için her zaman  değerlidir
 


makaledeki bazı hatalarımı sonradan gördüm ve yorumlar kısmında düzelttim
Makale 8 AĞUSTOS 2009 TARİHİ İTİBARİ İLE  DÜZELTİLMİŞ SON ŞEKLİNİ ALMIŞTIR
Makale şahsıma aittir


Saygılar ,Hürmetler


ULUKIŞLA SAVUNMASI


ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI

2009 YILININ NİSAN AYINDAYIZ OBAMA BUGUN TÜRKİYEDE ABD NİN AĞZINA LAYIK BİR MAKALE YAZIYORUM BUNDAN 15 SENE SONRA BUYRUN OKUYUN
2024 YILINA KADAR BAKIN NELER OLACAKMIŞ


Yakın gelecekte 3 . DÜNYA SAVAŞI ÇIKAR
TÜRKİYE savaşa girecek
Savaşın merkezi TÜRKİYEDİR

Yapacağı muhtemelen savaşlar ve cepheler

Irak cephesi
yunanistan cephesi


Bu 3. dünya savaşı sırasında akla gelen en bariz cepheler olur
Buna ilaveten Bulgaristan da ilave olur mu bilemem

Bu cepheler TÜRKİYE ye tuzak olarak kurulan cephelerdir
Zira TÜRKİYE yi işgal etmek isteyen bu cepheleri TÜRKİYE ye açtırararak Türkiye yi pusuya düşürmek isteyecektir

Bu yüzden önümüzdeki süreçte kin tohumları ekilip YUNANİSTAN VE IRAK la aramız bozulacaktır

Önümüzde  3-5 senede ki az kalmıştır  dikkatle takip edin!!

KİN  VE NEFRET TOHUMALARI  ,HRİSTİYAN MÜSLÜMAN ÇATIŞMASINA SEBEBİYET VERECEK KİŞİSEL BAZDA BAŞLAYIP ARTARAK DEVAM EDECEK OLAN İÇERDE VE DIŞARDA  UFAK ÇAPLI IRKÇI SALDIRILAR VE BASINDA VERİLİŞ ŞEKLİ VE YORUMLANMASI ,STRATEJİK HAMLELER VE SÖZ DÜELLOLARI bu süreçte havada uçuşacaktır !!


AMAÇ TÜRKİYE nin gücünü zayıflatmak, kendi işgali sırasında direnişi minumum a indirmektir !

Ardından asıl işgalci görünür ……

Birleşik devletler KIBRIS üzerinden MERSİN ve ADANA yı işgal ederek ANKARA istikametine , başkentin üzerine doğru gelir…


Bu arada hava bombardımanı denizden saldırılar EGE ve AKDENİZ kıyısında ki Tüm şehir ve kasabalar bombardımandan nasibini alır…

Hava saldırısıyla tüm hava savunmamız yoğun bombardımana maruz kalır

Hava saldırısı ile  karadaki birliklerimiz de paralel olarak yoğun bombardımana maruz kalır

Zira kara harakatı DENİZ ve HAVA saldırısı başlamadan ve belli hedefler vurulmadan kesinlikle başlamaz

Hedef ANKARADIR dır başkente doğru yoğun bir saldırı başlar …

KIBRIS ; İŞGALCİLER için doldur boşalt istasyonları olur ,MAALESEF elimizden UZUN BİR SÜRELİĞİNE gider

İşgal birlikleri gelen birliklerini önce KIBRIS a sonra MERSİN LİMANI na ordan da cepheye sevk ederler

İşgal için en ideal çıkartma yeri KIBRIS üzeri MERSİN olur

Bu arada BOĞAZLAR a saldırı olur ve RUSYA nın kontrolu ve Karadenizdeki ülkelerin kontrolu burdan yapılır

İSTANBUL işgal görür ….
Savaş tahminimce MONTRO BOĞAZLAR ANTLAŞMASI nın bitimi olan 2014 yılında yahut 1 yıl sonrası 2015  yılında başlar

2016 yıllarında ise kara harakatıyla ABD kendini BOR ilçesi güzergahı ardından ANKARA istikametine doğru bir çizgiyi çoktan çizmiş olur …

Direniş ise NİĞDE ULUKIŞLA DA olur…..




ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASI



ZİRA BOR ilçesinin hemen önü, NİĞDE ULUKIŞLA dır

19 .YY da PLEVNE SAVUNMASI
20.YY da ÇANAKKALE SAVUNMASI
21. YY da ise ULUKIŞLA SAVUNMASI görülmektedir

ULUKIŞLA bu yüzyılın savunması nı yapar
Stratejik bir yerdir

Askerde iken bir uzm çvş söyle bir söz nakletmişti
Bir zaman gelecek Türkiye işgal olacak onları ULUKIŞLA da durduracağız
Bu sözü bir evliyaullah söylemiş dedi
bence söz de çarpıtma olabilir …

Evliyaullah ın ilhamı haşa vahiy değildir ya olur ya olmaz ben bu şekilde biliyorum
Dedi ki askeriye bu sözü işitmiş ve Türkiye işgal olursa nasıl işgal edilir sorusunu sormuş ?

ve neden ULUKIŞLA sorusuna cevap aramışlar.
Bakmışlar ki stratejik öneme sahip , tam da BOR ilçesinin hemen önü

Bunun üzerine ULUKIŞLA ki TABUR seviyesinde ki birlik TUGAY seviyesine çıkartılmış
Askeriye burda bir açık tespit etmiş ve gereğini yapmış

Ben askerliği 2000 -2002 yılında yapmıştım.Bu sözü 2001 de işittim
Demek ki bu tabur tugay seviyesine 2000 yılı yada daha öncesinde Tugay seviyesine yükseltilmiş.

Askeri çevreler az çok bu sözden dolayı kulaktan kulağa ULUKIŞLA yı bu sebepten bilir.
En azından mevzusu geçse böyle de bir şey söylenmiş diyerekten tenkit de olsa sohbetlerde bu mevzu geçer diye düşünüyorum .

Benim görüşüm ULUKIŞLA bu yüzyılın savunma savaşını yapar

ULUKIŞLA bu yüzyılın savunma savaşını yapar

Benim şahsi görüşüm 2016 yılına kadar burda büyük bir savunma olur
ABD savaşa işin  neresinde katılır bilemem.

Fakat 2016 yılında ABD kesinlikle ULUKIŞLA da olacaktır diye düşünüyorum.
Burda savaş kilitlenecektir
Bu SAVAŞ BİR  DÜNYA SAVAŞIDIR .NEOCONLARIN TANIMI İLE ARMEGEDDON SAVAŞIDIR

Diğer 2 dünya savaşından çok daha farklı olacaktır

Zira artık nükleer,biyolojik ,kimyasal silahlar bu savaşta MAALESEF tamamen kullanılacaktır .

1. dünya savaşında batılı devletler kimyasal silah kullanmıştır
2. dünya savaşında da ayrıca 2 atom bombası kullanılmıştır
bu savaşta biyoljik silah dahil her türlü bombalar kullanılacaktır


Bu savaş 6-7 yıl sürebilir
Savaş ana eksende RUSYA -ABD arasında olacak
Çıkan savaş diğer bölgelerde  HRİSTİYAN- MÜSLÜMAN savaşına dönüşecektir

Savaş nerden başlar ?

Savaş İRAN -İSRAİL yada İSRAİL-İRAN saldırısıyla başlar
Başka bir boyutta ise PAKİSTAN-HİNDİSTAN arasında başlatılır
Temel sebep ise ekonomik kriz dir


ABD kendini dağıtıp başka bir boyutta tekrar dünyaya hükmedecek bir yapıya bürünmek istiyor.
Sistemi artık tıkandı , bunu kendi de biliyor.
Ayrıca 2010 yılında TÜRKİYE-ABD arasındaki gizli strateji antlaşması sona eriyor .

Bu demektir ki TÜRKİYE İSTEDİĞİ YER ALTI KAYNAĞINI   DİLEDİĞİ GİBİ ÇIKARTABİLECEK VE İŞLEYE BİLECEK !!
2014 yılında ise ULUSLARARASI OLAN MONTRO BOĞAZLAR ANTLAŞMASI SONA ERİYOR

Bu 2 SEBEP Türkiyeyi sorunların beklediğini gösteriyor ve bu kesindir


ABD kendini kominist olmayan fakat onu anımsatan bir sisteme geçiş yapmak istiyor.

Benim şahsi kanaatim odur ki ABD petrolun saltanatına son verip BOR madenini tahta çıkartacaktır
Bu sebeplerdendir ki dünya reservinin çoğuna sahip olan TÜRKİYE işgal i görür

İşgal sebebi MONTRO  BOĞAZLAR ANLAŞMASI NIN BİTMESİ VE STRATEJİ ANLAŞMASI NIN SONA ERMESİ  sebebiyledir  


ABD nin SAVAŞI BAŞLATMAK İÇİN yapacakları
Her büyük ülkeye bir düşman belirleyecek
Kapitalist sistemi yıkacak

Fransaya bir düşman… İngiltereye bir düşman…. Almanlara bir düşman… Japonlara bir düşman …Hindistana bir düşman ….Çin halk Cumhuriyetine bir düşman seçecek……… Rusya yı ise  merkezde kendisi alacaktır

Tek sorun ABD nin ÇİN le nasıl baş edeceğidir ÇİN bu yemi yutar mı?
Şu anda inanın ABD nin en büyük sorunu budur !

Zira ÇİN bu satrançta dışarda kalıp fazla müdahil olmayacaktır

ÇİN gölge oyunu oynayıp KUZEY KORE aracılığıyla GÜNEY KORE ve JAPONYA ile savaşır ve milliyçi çin olan TAİWAN ı işgal etmekle yetinebilir

Bu savaşta tüm nükleer silahlar ortaya çıkar ve inanılmaz bir savaş olur .

Benim şahsi kaanatim TÜRKİYE savunmadan hucuma geçecek gücü MEHDİ nin çıkışında bulacak ve AKDENİZ e kadar ABD yi sürecektir

Fakat İSTANBUL dan ABD çekilmeyecektir .ZİRA BOĞAZLAR RUSYA NIN ÇIKIŞ KAPISI VE BU ÖNEMLiDİR


Bu savaş 2017-2018 yıllarından önce kesinlikle bitmez

Bu zaman diliminden sonra İSTANBUL ,EDİRNE, TEKİRDAĞ esir kalır
ABD BOĞAZLAR dan çekilmez

Bu süreç RUSYA yı zora sokar

Zora giren RUSYA , ABD ile savaşı kesinlikle göze alamaz,Türkiye daha küçük lokma görülür !!

Bu yüzden savaşın bitiminden 3 sene ye kalmaz RUSYA , ERMENİSTAN DAN TÜRKİYE ye ANİ den saldırır ve AKDENİZE inecek bir koridor açmak isteyecektir.
Türkiye burda uyanık olsun !


SENE 2020 YILLARDIR …
Bu sefer TÜRKİYE - RUSYA ile savaşacaktır

Türkiye bu sefer zor duruma düşecektir .

TÜRKİYE - RUSYA SAVAŞI

ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI



TÜRKİYE zorda kalıp ABD den yardım istemek durumunda kalacaktır

ABD den yardım gelmeden ise galip gelecektir
BURDAKİ İNCE ESPRİ PEKALA MEHDİ OLABİLİR

Burda MEDİNE DEN YOLA ÇIKACAK OLAN ZAMANININ EN HAYIRLI ORDUSU DİYE RESULULLAH (S.AV.) ÖVDÜĞÜ  MELHAMEYİ KÜBRA SAVAŞINI YAPACAK OLAN MEHDİ NİN ORDUSU  GUTA DENEN YERDE KARARGAH KURAR
 
MEHDİNİN ORDUSU,  TÜRKİYE- RUSYA savaşını yakından takip edecektir
Zira eş zamanlı olarak tüm devletlerden mücahitler burda mehdi nin KAFKASLARDAN GELİP  ŞAM da GUTA BÖLGESİNE geçmesini   beklemektedir

RİVAYETTE

 MEHDİ ,Mekke de bir mağara da saklanacaktır,yerini hizmetçisinden başkası bilmeyecektir !!

BU süreçte mehdi terk edip gitti denilecek ,mehdi öldü denilecek ,süre o kadar uzuyacak ki ondan (az kişi hariç )ümit kesilecek

Zira MEHDİ de ortalarda görünmeyecektir ki , DÜNYA  SAVAŞI BİTİMİNE YAKIN ,mehdi 3-4-5 seneliğine ortadan kaybolacaktır.


TÜRKİYE -RUSYA SAVAŞI SIRASINDA

Mehdinin ORDUSU  Melhameyi kübra savaşında toplanma yeri olan ŞAM da birikmeler başlayacaktır

MEHDİ NİN  ORTAYA ÇIKIŞI
MEHDİ  ORDUSUNA EMİR VEREREK; MEDİNDE DEN  EN HAYIRLI BİR ORDU ŞAM DA GUTA DENEN YERE  HAREKETE GEÇECEKTİR
GUTA KARAGAHLARI OLACAKTIR

MEHDİ İSE BİZATİHİ CEPHEYE GİDİCEK VE MORALLER ANİDEN DÜZELİP TAVAN YAPACAKTIR
VE ELİNE SİLAH ALAN HERKES CEPHEYE AKIN EDECEKTİR !!


****makaleye ilave ***

BURDA Kİ ÖNEMLİ KISIM ŞUDUR Kİ
3.DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ


Rusya- Türkiye ile anlaşması için bazı şartlar öne sürecektir
Bunlardan biri Ermenistanı Türkiye nin işgal etemsini önlemek için Rusya Türkiyeden burayı kendi  işgaline göz yummasını  istiyor,istemeye başladı ve ısrar edecektir
Bu demektir ki GÜRCİSTAN  da vazgeç demektir

RUSYA  bunu neden istiyor yani ERMENİSTANI  !
Olaki Boğazlar ABD NİN eline geçerse !

Rusya ,Türkiyenin doğusunu yani ERMENİSTAN  garantilemek için VE RUSYANIN TEK ÇIKIŞ KAPISI

Hadis i şerifte
Doğudan gelen fitne … diye tarif edilen şey aslında ERMENİSTAN ÜZERİNDEN  saldıracak olan RUSYA olabilir !
Bunu göz ardı edemeyiz

Buna mükabil dünya savaşı öncesi RUSYA -TÜRKİYE ye  ancak s -400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİ silahlarını satacaktır diye düşünüyorum

4-5 hafta kadar önce bir Rus yetkili açıklama yaptı ve Karabağ silahla ancak çözülür Ermeniler kimseye burayı vermez dedi ki burdaki ince espri Türkiye ye buraya girme ben alayım demekti , fakat bu gözden kaçtı.
Başka bir ifade ile şu an santranç oynanıyor her ülke kendine bir yer beğeniyor.
Rusya diyor ki ermenistan benim işine gelirse KİMSEYE SATMADIĞIM S-400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİNİ SANA SATAYIM

Boğazlar elden giderse sana burdan saldıracam demektir bu.
peki Türkiye bunu neden kabul etsin
Burda Türkiye kendini koruyacak hava savunma sistemine ihtiyacı var bir anlamda elimiz mahkum !
BAŞKA BOYUTTA İSE  başkaları olaya bu yönden bakmıyor bunu göeremiyor yahut olayı zamana bırakıyor diyebiliriz.

*****ilave sonu ****

Zira Mehdi nin bu yardım istenme zamanında bizatihi cephede olacağını düşünüyorum
Mehdi nin çıkışı ordumuza güç katacaktır diye düşünüyorum
Mehdi ilk çıktığında moral kazanan birliklerimiz DÜŞMANI  Akdenize kadar sürmüştü
Halbuki Mehdi o vakit başka cephede idi ve çok uzaktı

Mehdi nin  KAFKAS cephesinde ortaya çıkışı ve komutaya yardım etmesiyle moraller tavana vuracak , öldü diye bilinen, kaçtı gitti diye bilinen  mehdi 4-5 sene ortadan kaybolmanın ardından BİRDEN cephede görülmesi ile cephedeki   moraller birden tavana çıkmasına sebep olacaktır


''' ((MEHDİ İÇİN  İŞİN RENGİ  NE ZAMAN DEĞİŞECEK??
TABUT U SEKİNE Yİ BULMAK MEHDİ YE NASİPTİR



ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI


RİVAYETTE

DOĞUDAN GELEN FİTNE ,BATIDAN GELEN FİTNE İLE BİRLEŞİNCE ŞAMDA BİRLEŞİN !

DOĞUDAN GELEN ERMENİSTAN DAN SALDIRACAK OLAN RUSYA;BATIDAN GELEN FİTNE HAÇ GALİP GELDİ DİYE ÖLDÜRLEN ABD ASKERİ
VE BU OLAYI BAHANE EDİP TÜRKİYE YE SAVAŞ İLAN EDECEK OLAN ABD ,ŞAMDA BİRLEŞİN DİYE EMREOLUNAN ORDU MEHDİ NİN ORDUSU

MEVZU GEÇEN ÜLKE İSE TÜRKİYE DİR


MEHDİNİN ORDUSU BU OLAYLAR NETİCESİNDE MEDİNE DEN YOLA ÇIKIP ŞAM A GELECEK GUTA DENEN YER KARARGAHLARI OLACAK

BU ORDU ABD NİN HATAYA GİRMESİ SONUCU ;MEHDİNİN ORDUSU SURİYE DEN HATAY A GİRİP TÜRKİYE İLE ABD NİN ARASINA GİRECEK VE MELHAMEYİ KÜBRA DENEN SAVAŞ AMİK OVASINDA OLACAK

SAVAŞI MEHDİ NİN ORDUSU KAZANACAK

ACABA HADİS İ ŞERİFLERDE NEDEN TÜRKİYE İŞARETLE ANLATILIYOR VE MEHDİNİN ORDUSUNUN TÜRKİYE DE NE İŞİ VAR !!

ÇÜNKÜ MEHDİ TÜRK VE TÜRKİYEDEN ÇIKACAK
 İLERİDE İSE İSTANBUL U  GERİ ALACAK VE FETH EDECEK ARDINDAN  YA ORTADOĞUYA YAHUT ROMAYA TUR BİNDİRECEK
TABUT U SEKİNE NİN BULUNMASINDAN SONRA ,O VAKİTTEN SONRA, MEHDİ NİN ORDUSUNUN  ÖNÜNDE KİMSE DURAMAYACAK ,BU SANDIK MEHDİ NİN AYRICA SİMGESİ  OLACAK !!  )) '''


TÜRKİYE -RUSYA SAVAŞI SIRASINDA

Savaş lehimize dönecek ve RUSYA yı püskürtüp galip geleceğiz inş

Ardından ABD yardımı gelir fakat ortaya çıkan yeni durumu beğenmez GADİRLİK YAPAR !

Bir ABD ASKERİ HAÇ GALİP GELDİ  diye bağırır.
Bunun üzerine bir müslüman(Türk) o askeri öldürür

Bu olayı bahane eden ABD,  TÜRKİYE ye Barışın 5. senesinde TEKRAR  Harp ilan eder

Türkiye ,tekrardan denizden ve havadan  bombardıma tutulur
ve tekrar kara harakatı gözükür
Bomba düşmeyen AKDENİZ, EGE SAHİL  ŞERİDİ kalmaz

Mehdi,Türkiye den , KAFKAS cephesinden ayrılıp ŞAM a geçer ve Melhameyi Kübra savaşına hazırlanır .

ABD , YÜREĞİNDEKİ ACIYI TELAFİ EDİP acı hatadan ders çıkartıp , KIBRIS üzerinden bu sefer MERSİN e değil HATAY a çıkartma yapar

TÜRK ordusunu bir ucu kafkas cephesinde diğer ucu ise MERSİN de çıkartma yapacak olan düşman askerleri beklemektedir !

BURDAKİ BİRLİKLER UHUD SAVAŞINDAKİ OKÇULARA BENZER
ZİRA BURDAN AYRILACAK BİRLİKLER MEHDİNİN İŞİNİ ZORA SOKMASI İÇTEN BİLE DEĞİLDİR !!


ABD, HATAY a girer ve ANKARA ya doğru yol alır

Bu arada MEDİNE DEN ŞAM A GEÇİP  SAVAŞI TAKİP EDEN MEHDİ NİN ORDUSU   HATAY a  TÜRKİYE ile ABD nin arasına girer VE ABD ORDUSU NU AMİK OVASINDA KARŞILAR

Haç galip geldi diye bağıran ve gadirlik yapan birlik ten geriye esirler kalmıştır .

Ve şu konuşma geçer :

ABD –Bizimle bizden esir alanlar arasından çekilin
MEHDİNİN ORDUSU  — Biz sizinle kardeşlerimiz arasından ASLA çekilmeyiz

ve burda BÜYÜK bir savaş olur
Bu savaş Hadis i şerifler de MELHAMEY-İ KÜBRA olarak geçer yani BÜYÜK SAVAŞ

Savaş sırasında mehdi nin ordusunun 3 te 1 i cephede hezimete uğrar( ve kaçarlar )
–Allah onları asla bağışlamayacak (KAÇMANIN BAHANESİNİ KADERE BAĞLAYACAKLAR )

-3 te 1 i savaşta şehit olacak
–onlar şehitlerin en faziletlileridir (BUNLAR ŞEHİT OLACAKLAR )

Geriye kalan 3 te 1 lik ordu ise galip gelecektir (BUNLAR ; DECCAL FİTNESİ DAHİL  HİÇ BİR FİTNEDEN ETKİLENMEYECEK VE İSTANBULU BU ASKERLER FETH EDECEK,İLERDE YA ORTADOĞU ÜZERİNDE TUR DÖNCEKLER YAHUT ROMA YA KADAR GİDİP VATİKAN I FETH EDECEKLER  )

Savaşı Mehdinin Ordusu kazanacak ve AMİK OVASINDAN  ABD yi püskürtülecek
savaşın ilk 2 günün de mehdinin ordusu yenik hükmünde olacak ve ordusu sarsıntı geçirecek ,3. günden itibaren savaşın kontrolunu ele geçirip ABD yi amik ovasından başlayıp HATAY dan Akdeniz e kadar sürecekler ve Bu kesindir  !!

Hadis -i şeriflerde müjdelenmiştir
ABD HATAY DAN İLERİYE GEÇEMEYECEK VE YENİLEREK GERİ ÇEKİLECEK !!


Mehdi nin ordusu sayıca abd ordusunun 3 te 1 i kadar ı bile bulmayacaktır
Mehdinin tahmini ordusu 300 000 i bile geçmeyecektir

ABD ise 960 000 lik ateş desteği yüksek çok güçlü bir ordu ile gelecektir

Bu savaş sonun başlangıcıdır
ABD NİN SONU BU SAVAŞ SONUNDA ŞEKİLLENECEKTİR

**Allah, mehdi nin ordusunu  meleklerle  destekleyeceği ne dair hadis i şerif var **

Zira Hadis i şerife göre, ABD ORDUSU 960 000 kişden oluşacaktır
Her bir sancakta 12 000 asker olan 80 sancak

Yani, ABD ORDUSU 80 Tümen askerle HATAY a girecek
Bu savaşın sonrasında Mehdi kısa bir süre kaybolacaktır

Kayıp olan Tabut u Sekine yahudilerin değimiyle de kutsal ahit sandığının bulmak Mehdi ye nasiptir

Mehdi ANTAKYA daki mağaradan Tabut-u Sekine'yi çıkartır … hadisi şerifince
ANTAKYA nın şu an ki adı HATAY dır
Bu savaş sonunda bu sandık bulunacaktır
mehdi en fazla 1 sene ortadan kaybolacaktır

Zira barışın 6. senesinde İSTANBUL ,MEHDİ NİN ORDUSU  tarafından FETH edilecektir
Mehdi İSTANBUL u almadan bu sandığı bulacak ve yahudileri saf dışı bırakcaktır
ABD in arkasında duran yahudiler bu olayla saf değiştirecektir ,İSTANBUL UN FETHİ KOLAYLAŞACAKTIR

MEHDİ SANDIĞI BULUP YAHUDİLERE GÖSTERECEKTİR
Azı hariç çoğu müslüman olacak … hadis i şerifince o vakte kalan yahudilerden çoğunluk müslüman olacak

Zira bu sandığın için Tevrat- I ŞERİF in orjinal lavhalar da vardır
Gerçek ortaya çıkınca yahudilerden o vakte kalanlar iman edecekler (azı hariç)

Azı hariç ifadesinde müslüman olmayanlar DECCAL e uyacak olan İRAN daki İSFAHAN yahudileri olacaktır.

70 000 İSFAHAN YAHUDİSİ  DECCAL E TABİ OLUR  … Hadis i Şerif

İSTANBUL un 2. FETH inden sonra DECCAL çıkacaktır

DECCAL ÇIKMADAN ÖNCE 3 SENE ÖNCESİNDEN ARTARAK DEVAM EDEN BİR KITLIK BAŞ GÖSTERECEKTİR

3. SENESİNDE NE YAĞMUR NE DE MAHSUL ALINACAK
BU SÜRECİN SONUNDA DECCAL ÇIKACAK!!


Mehdi ordusuyla ÖNCE MEDİNE SONRA KUDUS e gidip savaş hazırlıkları na başlar
KUDUS TE HZ. İSA NIN NUZULU BEKLENİR
İSA A.S IN  MESCİDİ AKSA YA ULAŞMASIYLA  BİRLİKTE  
KUDUS TE  yahudilerle bir savaş olur ve yahudilerin soyu bu savaşla son bulur



Mehdi nin çıkış sinyali İSRAİL DEVLETİ NİN yıkılmasıyla başlar
Zira İRAN KUDUS e kadar inip İSRAİL DEVLETİ ni yıkacaklardan birisidir
Diğeri tahminmice MISIR olacaktır


Hadis i şerifte
Farslılara ikramda bulunun İLİYA YA KADAR (KUDUS) e kadar inecekler hak isteyecekler ,hakları verilmeyecek ,küstürülecek , Bunun üzerine geri çekilecekler.
Hakları verilecek bu sefer kabul etmeyecekler ….Haklarını mehdiye verecekler


İSRAİL DEVLETİ yıkımından hemen sonra beklenen mehdi ortaya HEMEN çıkmayacaktır

BİR RİVAYETE GÖRE 36 AY SONRASI …..
BİR RİVAYETE GÖRE 72 AY SONRASI …..

MEHDİNİN ÇIKIŞ TARİHİ ( 30 AĞUSTOS 2016 -10 KASIM 2018 TARİHLERİ ARASINDA OLACAKTIR )
Bu süre 30 AĞUSTOS 2016 dan önce kesinlikle olmayacaktır !!


ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI


Mehdi çıktığında ise hiç bir kimse şüphe etmeyecektir
Uyuyan yatağından fırlayacak ….ayakta olan oturacak …oturan ayağa kalkacak
hadis i şerifince

Mehdinin çıkışı büyük olay olacak ve her millet kendi dilinde bu haberi işitecek
Zira büyük olacak çünkü mehdi bir dünya savaşının sonuna doğru çıkacak
müslümanlar bu savaştan TOPRAK KAYBI VE YENİLGİ  ile ayrılacak

Ben olsam mehdi nin çıkışını bekleyenlere şunu söylerim

Siz böyle bir manzarada böle bir vakitte yaşamak istermiydiniz
Elbette hayır!!

Ben istemem diyenler, mehdinin çıkışını beklemeyi bırakıp kendi işlerimizi daha dikkatli yapmaya başlasak çok iyi olur diye düşünüyorum


Tek derdim askeriye bu savaşları göze alarak savaş stratejisi ve mühimmat depolamasıdır
Ancak bu şekilde en az kaybı veririz !!

Hava savunma sistemimizi dışardan kiralayan bir ülkeyiz

RUSYA dan S-300 hava savunma sistemlerinden bir tanesini yada alabilirsek S- 400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİNİ  toplu paketle almalıyız, Bu çok önemli
Bu sistemlerden bir tanesini BOR ilçesine kurmamız en mantıklı akıl yolu olacaktır !!

ve DIŞARDAN MÜHİMMAT ALIRKEN RUSYA savaşını da göz önüne alıp yüklü alım yapılmalıdır

Zira ABD den sonra RUSYA ardından tekrar ABD ile savaş var !
Lütfen askeriye bunu dikkate alsın !!


Hadis i şeriflerde  RUM AZATLILARINDAN  …. Azatlılardan ilki sancak ifadesi ile işaretle bahsedilen ABD ,diğer rum ise   doğudan gelen fitne diye işaret edilen ise  RUSYA dır

OLAYLARIN GEÇTİĞİ COĞRAFYA İSE TÜRKİYE DEN BAŞKASI DEĞİLDİR  

mehdi de bu sebepten Türkiyeden çıkacaktır Akla en mantıklı gelen de zaten budur

Tüm işler sona erdiğinde KUDUS merkezli bir İSLAM DEVLETİ kurulacaktır

Bu devlet ENERJİ KORİDORLARINI TUTACAKTIR hepsini kapsayacaktır
ve DÜNYAYI  artık müslümanlar yönetecektir

MEHDİ DÜNYAYI YÖNETECEK OLAN  5. KİŞİDİR

Yeryüzünde tek din O VAKİTTE İSLAM olacaktır
ALLAH  NURUNU TAMAMLAYACAKTIR


ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI


İSA A.S NUZULU İLE DECCAL İ KUDUS TE LUD KAPISI ÖNÜNDE  ÖLDÜRMESİ SONRASI NDA ….


Büyük bir bolluk ve bereket olacak ...
Artık yeryüzünde ne kilise kalacak ne de havra kalacak
İSA A.S GELİŞİYLE BUNLAR YIKILACAK  

SONUÇ

Türkiye önümüzdeki süreçte doğu ve batı cephesinde pusuya düşürülecektir
ardından işgal görecektir
Ardından savunmayla işgal kalkacaktır
İSTANBUL ( AVRUPA YAKASI ),boğazlar savaş süresi hariç 6 sene işgalde kalacacağı Hadis i Şerifler de bilidirilmiştir
EDİRNE ,TEKİRDAĞ VE İSTANBUL 6 sene esir kalacak
Türkiye, Barış sürecinin 3-4 senelerinde RUSYA ile savaş yapacak ve zor duruma düşecektir

Mehdinin Türkiye ye faydaları neler olacaktır ?

 ULUKIŞLA SAVUNMASI

TÜRKİYE YE EN AZ 4 FAYDASI DOKUNACAKTIR

ULUKIŞLA daki direniş sırasında çıkıcak ve Türkiyeden olduğu anlaşılmasıyla  DİRENİŞE MORAL olacaktır ,Solmaya yüz tutmuş MORALLER  DÜZELECEK TEKRARDAN YEŞERECEKTİR. MORALLER TAVAN YAPACAKTIR

RUSYA nın TÜRKİYE Yİ işgali sırasında cepheye gidip askerlere moral olacak ve manevyatımız yerini bulacak ve düşmana galip geleceğiz  

ABD nin HATAY a yapacağı çıkartma da kendi ordusu ile ABD yi püskürtmesi
Barışın 6. senesinde İSTANBUL (KOSTANTİNİYE)U FETH ETMESİ
7 . SENEYE KADAR   YA  ORTADOĞU 'YA TUR DÖNECEK YAHUT ROMA YA KADAR GİDİP ROMA ( KOSTANTİNİYE )YI VE VATİKAN I FETH EDECEK

'' DECCAL BARIŞ ANTLAŞMASININ 7. SENESİNDE ÇIKACAK !!
GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK FİTNE !! ''
 
Bunlar da mehdi nin TÜRKİYE ye faydalarıdır

TÜRKİYE 3. dünya savaşı hariç 7 sene daha savaş psikolojisini yaşar
En az 12 sene Türkiye savaşla yüz yüze gelecektir
Biri biterken diğeri başlayacaktır

Ancak deccalin öldürülmesiyle Türkiye rahat edecektir ki bu süre 2023-2024 lü yılları gösterir
2012 -2024 eder 12 sene

Savaşa 3-5 sene kaldı, Bu çıkartılan son ekonomik kriz RUSYA için çıkartıldı ASIL KRİZ İSE PUSUDADIR !!
ABD DEKİ ASIL BEKLENEN  EKONOMİK KRİZ 3 YIL İÇİNDE DÜNYAYI  SALLAYACAKTIR
BU EKONOMİK KRİZ DALGASI Dünya savaşı ile sonuçlanacaktır


Türkiyenin topağına düşmeyen bomba kalmayacaktır

SÜRECİN SONUNDA İSE HRİSTİYANLIK VE YAHUDİLİK ORTADAN KALKACAK VE ALTIN ÇAĞ DENEN BİR DÖNEM BAŞLAYACAKTIR

ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI
ULUKIŞLA SAVUNMASIULUKIŞLA SAVUNMASI



2009 YILINI NİSAN AYINDAYIZ OBAMA BUGUN TÜRKİYEDE
ABD NİN AĞZINA LAYIK BİR MAKALE YAZIYORUM

BUNDAN 15 SENE SONRA BUYRUN OKUYUN
2023- 24 YILLARINA KADAR BAKIN NELER OLACAKMIŞ
İNŞ HAKKIMIZDA HAYIRLISI OLUR

MEHDİNİN ÇIKIŞ TARİHİ ( 30 AĞUSTOS 2016 -10 KASIM 2018 TARİHLERİ ARASINDA OLACAKTIR )

Bu haber için oy ver
5.00
Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (26 Yorum Eklendi):

Kurtoğlu Tarih: 08 August, 2009 04:10:41
avatar
AKINCI FATİH ELLERİN DERT GÖRMESİN
BU MAKALENİN SON ŞEKLİDİR
BİZİM Kİ EN KÖTÜ ŞARTLARI ÖNE SUNUP EN İYİSİNİ UMMAKTAN İBARETTİR
İNŞALLAH BÖYLE BİRŞEY OLMAZ DİYE ÜMİT ETMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK
ORDUMUZA SONUNA KADAR GÜVENİYORUZ
VATAN UĞRUNDA CANIMIZ FEDA
NE TOPRAĞIMIZI VERİRİZ NEDE BİR OARÇASINI
KANIMIZLA ,CANIMIZLA BU ÜLKEYİ YEK PAREŞEKİLDE SAVUNACAĞIZ
SAVAŞMADAN ,KAN AKITMADAN ,CANIMIZI ALMADAN BİZDEN HİÇBİRŞEY ALAMAZLAR BUNLARA ASLA MÜSADE ETMEYİZ
VATAN UĞRUNDA CAN VERMEK KUTSALDIR
BİZ BU ÜLKENİN BEKÇİLERİYİZ
ORDUMUZUN HİZMETİNDEYİZ ORDUMUZA GÜVENİMİZ TAMDIR
İNŞALLAH HAKKIMIZDA HAYIRLISI OLUR DİYORUZ
DUALARIMIZ MİLLETİMİZİN GÖZ BEBEĞİ ORDUMUZLA BERABERDİR
ALLAH BU ÜLKEYE ZEVAL VERMESİN
CÜMLEMİZ HAKKINDA HAYIRLISINI VERSİN
Kurtoğlu Tarih: 18 August, 2009 03:44:36
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
18 Ağustos 2009 Salı

MAKALEYİ KENDİSİNE GÖNDERMİŞTİM

İBRAHİM KARAGÜL HAFTADA 3 GÜN YAZI YAZAR HALBUKİ 10 GÜNDÜR YAZMIYORDU

BEKLENEN CEVAP 10 GÜN SONRA GELDİ !!


İŞTE BUGUN Kİ YAZISI

KARAR VERİLDİ :BARIŞ İÇİN SEFERBERLİK ZAMANI .....

Türkiye'nin derin siyasal birikimi, entelektüel zekası politik yeteneği, toplumsal basireti Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini çözmeyi başarabilecek mi?

Şimdi bunu test etme zamanı. Bütün birikimleri seferber etme zamanı. Tehlikeli bir risk alınmalıydı ve alındı. Bir "devlet politikası" olarak, "toplumun bütün kesimleriyle birlikte", Türkiye'ye "çok ağır bedeller ödeten ve geleceğini ipotek altına alan", yıllardır sadece ertelenen ve daha da içinden çıkılmaz hale getirilen sorunu çözmeye yönelik, ilgili bütün "kamu kurum ve kuruluşlarıyla", sivil örgütleri ve çevreleriyle "herkesi kucaklayacak" bir barış projesi inşa ediliyor.

Bu yönde verilmesi gereken karar verildi. En zor olanı buydu. Bundan sonra, herkes çözüme, barışa, Türkiye'nin özgürlük projesine ne kadar katkı yapacak, yapabilecek ona bakılacak.

Yeni yüzyılda Türkiye'nin önünde iki seçenek vardı. Ya küçülerek varolacak ya da büyüyerek varolacaktı. Türkiye büyümeyi seçti. Küçülmek ne kadar acı vericiyse büyümek de o kadar zor kararlar gerektiriyor. Şimdi bu zor kararları verme zamanı. Artık ayrışmaya değil birleşmeye, kaynaşmaya destek verenler saygı görecek. Bu ülkenin geleceğinde onların adı hatırlanacak. Bir nevi yeniden kuruluş atılımıdır bu.

Türkiye'nin bölgesel açılımıyla uyum içinde, bölgesel konjonktürün destek verdiği, şartların ilk kez bu kadar müsait olduğu, radikal çözüm dışında çıkış yolu kalmadığı bir noktadayız. Türkiye'nin kendini rehin alan sorunun üstesinden gelip uzun bir yola çıkmaya hazırlandığı bir dönemdeyiz. Yeni bir güç inşa etmeye yönelik girişim önümüzde.

Kürt sorunu değil, öteden beri hep varolan iç barış sorunuyla yüzleşiyoruz. Sadece Kürtlerle değil, toplumun büyük bölümünü tehdit olarak algılayan bir zihniyetle. Bu korkunun giderilmesi için Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin esnetilmesi gerekiyor. Yeni bir kuruluş sözleşmesinin, herkesi kucaklayan, herkesin enerjisini güce dönüştüren bir bakışın öne geçmesi gerekiyor.

Yıllardır devam eden çatışmalara rağmen Türkiye'de ayrışma toplum tarafından kabul edilmedi. Etnik gerilim toplum içinde yer bulamadı. Şehirlerde, sokaklarda etnik çatışmalar yaşanmadı. Anadolu'nun yüz yıllara dayanan birlikte yaşama kültürü yok edilemedi. Türklerle Kürtlerin bin yıllık kader ortaklığı, bu kadar gerilime, bazı çevrelerin yoğun çabalarına rağmen bitirilemedi. Bugün, barış projesinin inşa edileceği zemin yine bu alan olacaktır. Bu, sanılanın aksine çok güçlü bir zemindir.

Ancak, çözüm sadece Kürt sorununu aşmaya yönelik olacaksa, sorun devam edecek demektir. Çözüm herkesi kuşatıcı olmalı. Kürt sorununu çözerken bir Türk sorunu, ya da benzer sorunlar çıkarılmamalı. Türkiye kamuoyu ikna edilmeli. Bu girişimin bir zaaf değil, bugüne kadar hep ayrıştırılan, tehdit görülen, kontrol altında tutulan toplumsal dinamiklerin, enerjinin birleştirilmesi olduğu ortaya konulmalı.

Çok zor bir eşikteyiz. Zor olduğu kadar da riskli, tehlikelerle dolu, doğru yönetilemezse büyük zararlara yol açabilecek bir süreç bu. Çözüme, girişime karşı duranlar önerilerini ortaya koymalı. İtirazlarını açıkça sunmalı. Dar iç politik hesaplar, mahalle kavgaları ile zihinleri bulandırmaktan vazgeçmeli. Bu günler, sadece itiraz edenlerin günleri değil. Sadece hayır demek ama hiçbir şey önermemek bu ülkeye büyük bedel ödetti. Karşı çıkmak bir politika değil artık. Herkes ne istediğini bilmek zorunda. Durduğu yeri ortaya koymak zorunda. Oradan kendini bağlayacak bir şey söylemek zorunda. Herkes, öfkesinin, acısının üstesinden gelmek, hepimizin ortak iyiliği için bu fedakarlığı yapmak durumunda.

Tam bu dönemde, her şeyi yolundan çıkaracak ihtimallerden özellikle ürküyoruz. Bundan önce yaşananların benzerlerinin tekrarlanmasından endişe ediyoruz. Ayrışmadan, çatışmadan güç devşirenlerin varolduğunu biliyoruz. Bu çevreler, onlarca yıldır yapabildiklerini artık yapamamalılar.

Bir takım reformlar yapmak, demokratik haklar bahşetmek çözüm olmayacaktır. Cumhuriyetin önyargılarını ortadan kaldırmadan, tehdit algılamalarını değiştirmeden, herkesle barışmasını sağlayacak sistemik dönüşümü ve toplumsal güven inşasını sağlamadan bir çözüme ulaşılamayacaktır. Bu yüzden daha esaslı, derin, uzun vadeli ve zor kararlar alınmalı. Bunun bir acizlik, zayıflık, diz çöktürme hali olmadığı konusunda ortak kanaat oluşturulmalı.

"Devlet" herkesle barışmak zorunda. Kürtlerle barıştığı kadar İslam'la da barışmak zorunda.

İbrahim Karagül yenişafak

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=18.08.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 21 August, 2009 04:51:55
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
20 Ağustos 2009 Perşembe
Mehdi geliyor, savaşa hazır olun!

İran dini lideri Ali Hamaney'in; "Mehdi geliyor, hazır olun" çağrısından ne anlamalıyız? Hamaney, bu çağrıyı İran halkına mı yaptı, Şii dünyasına mı yaptı, Ortadoğu'ya mı yaptı yoksa bütün İslam dünyasına mı? Bu kadar açık ve net bir çağrı yapılıyorsa, bu çağrının muhatapları kadar, yapılış sebebi üzerinde de ciddi biçimde durmak lazım. İran rejiminin en üst otoritesi, böylesine bir meydan okuma yapıyorsa ve Türkiye'yi de bu savaşta taraf olmaya davet ediyorsa ortada çok ciddi bir durum var demektir.

Yakında Mehdi'nin geleceğini belirterek, aralarında Türkiye'nin de yer aldığı İslam ülkelerine "askeri güçleri birleştirme" çağrısında bulunan İran dini liderine atfedilen cümleler şöyle:

"Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan, güçlerini birleştirip el Mehdi-el-Muntazar'ın dönüşü ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalıyız."

"Dürüst kuvvetlerimizi, Mehdi'nin gelişini engellemeye çalışmaya kalkabilecek ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı eğitmeliyiz. İran silahlı kuvvetleri, Hamaney'e bağlıdır ve Mehdi'nin emirlerini yerine getirecektir. Hamaney, Mehdi'nin doğrudan temsilcisidir, ruhani lidere itaat etmek, Mehdi'ye itaat ve bağlı olmak anlamına gelir."

Mehdi'nin gelişinin Şii inancındaki, Müslümanlar arasındaki yerini tartışacak değiliz. Mehdi tartışması bu yazının konusu da değil. El Arabiya televizyonu tarafından duyurulan, Hamaney'in sözcüsü Ali Saidi üzerinden yapılan açıklama (Hürriyet, 19 Ağustos 2009), bu ifadelerdeki gibiyse, İran'ın bugünkü pozisyonu çerçevesinde ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor.

İran çatışmadan güç devşiren bir ülke. Küresel bölünmüşlüğü iyi kullanan, bunu siyasi ve askeri güce dönüştüren, bölgesel nüfuz alanını her geçen gün daha da genişleten, Şii dünyasını denetleyen, her yönden kuşatma altında olmasına rağmen sınırları dışındaki istikrarsızlıkları kazanca çeviren, enerji projelerinden yeni bölgesel projelere kadar bir çok şeyi etkileme hatta belirleme gücüne sahip olan bir ülke. ABD'nin ve genel anlamıyla Batı'nın 21. Yüzyıl hesaplarını tersine çevirme gücüne sahip, kontrol altında tutulamayan bir ülke. Bu yüzden de bölgesel gerilimlerin, küresel düzeyde kırılmaların tam ortasında bir ülke. Yeri geldiğinde, kendisine yönelen tehditleri sınırlarının çok uzağına atabilen, başka bölgelerde krizler yönlendirebilen bir ülke.

Dış tehdit kavramını etkili bir şekilde kullanan, bu tehditle içeride istikrarı sağlayan, bu tehditle dışarıda başarılı olan bir ülke. Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail'le düşmanlık tezine bu yüzden ciddi biçimde ihtiyacı olduğu bir gerçek. İdeolojik gerekçeler bir tarafa, Tahran bu yöntemi son derece etkili biçimde kullanmaya devam ediyor.

Bir süredir Cumhurbaşkanı Mahmud Ahbedinejad'ın dile getirdiği "Mehdi gelecek" söyleminin bu sefer dini lider tarafından kullanılması, üstelik bir siyasi söylem olarak kullanılması, bölgesel bir saf tutma, küresel bir savaş hali çağrısı gibi sunulmasının gerekçesini Şii inancındaki Mehdi düşüncesiyle değil, İran'ın bugün içinde bulunduğu pozisyonla, iç istikrarıyla, bölgesel stratejik hesaplarıyla birlikte ele almak bu yüzden önemli.

Benim algılamam şöyle:

Bu sözler öncelikle İran iç kamuoyuna söyleniyor. Son seçimde yaşananlar, sonrasında iç isyan hazırlıkları, bazı Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından bunun bir rejim değişimi haline sokulmaya çalışılması, muhalefetin gaza getirilip bir çeşit iç darbe girişimi tezgahlanması, rejimin olayların üzerine sertlikle gitmesi ve iç huzursuzluğun açığa çıkması… Dini liderin, gerilimli günlerde Tahran'daki Cuma hutbesinde söylediği o tehditkar sözler bu açıklamayla birleştirildiğinde, "mehdi geliyor, kenetlenin" türü bir söylemin öncelikle İran halkını sakinleştirmeye, devletle kenetlenmeye, iç huzursuzluğun üstesinden gelmeye dönük olduğu ortada.

İkincisi, Şii dünyasına yönelik bir açıklamadır bu. İran'ın nüfuzunu daha da pekiştirmek, Afganistan'dan Lübnan'a uzanan kuşak içindeki Şiiler üzerindeki kontrolü sağlamak için yapılan bir açıklama.

Böyle bir cepheleşmeye Türkiye'nin de davet edilmesi ise son derece şaşırtıcı. Bunu, İran'ın Türkiye ile ilişkileri konusunda ne kadar hassas olduğunun bir göstergesi kabul etmek gerekiyor. Bir çok sorunla yüzleşirken, Tahran'ın en büyük uğraşlarından biri Türkiye'yi yanına çekmek, hiç değilse tarafsız kalmasını sağlamak olduğunu biliyoruz. Daha önce burada sözünü ettiğim, Batı'nın yeni "Doğu Sınırı"nın Türkiye İran sınırına kaydırıldığı gerçeğinden hareketle, Tahran'ın Türkiye ile gerilim yaşama riskinden ciddi oranda endişe ettiğini söyleyebiliriz.

Ancak bu sözlerin, Türkiye'de birileri tarafından, eski alışkanlıklarla istismar edilmesi ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Türkiye hiçbir şekilde İran'ın çizdiği bir çerçeveye sığabilecek bir ülke olmadı, olması da mümkün değil.

Bir şey daha var: İster İran'ın iç istikrarına yönelik olsun, ister devlet-millet güvenini yeniden tesis etmeye yönelik olsun Hamaney'in böylesi bir açıklama yapmasının bana biraz da geleceğe dönük olduğu izlenimini veriyor. Her ne kadar İran'a saldırı tezi gündemden kalkmış gibi görünüyorsa da, nükleer konusu çözülebilmiş değil ve İran'ın hedefine yaklaşmasına çok az bir zaman kaldığı biliniyor. Bu dönemde olası bir provokasyonun bölgesel krizlere yol açma ihtimali hala çok güçlü. Bir gece uyandığımızda, İsrail'in, bütün bölgeyi ateşe atacak bir çılgınlığa giriştiğini görme ihtimalimiz hala var. İşte o zaman "Mehdi geliyor" sözü son derece anlamlı olacak.

Açıklamanın sebebi hangisi olursa olsun, hedef alanı neresi olursa olsun, İran'ın bu en güçlü kitlesel kozu böylesine açıkça kullanması mutlaka cok ciddi bir tehlikenin hissedildiğinin işaretidir. Çünkü "Mehdi'nin gelişi" son ve en güçlü kart, en etkili söylemdir.

Bundan ötesi de yok.

İbrahim Karagül yenişafak

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=20.08.2009&y=IbrahimKaragul
Selam Tarih: 24 August, 2009 04:05:39
avatar
Birileri Hameneyinin ismini kullanarak "Mehdi geliyor" ifadesini kullanmış. Oysa Hameneinin resmi sitesinde böyle bir haber veya duyuru bulunmamaktadır.

http://www.khamenei.ir/

Hacı Ilqar Ibrahimoğlu: «Bu, Ramazan ayı öncəsi bir təxribatdır»
Iranın dini lideri ayətullah Əli Xamneyinin son bəyanatı gündəmi əməlli-başlı qarışdırıb. Dini liderin adından yayılan açıqlamada deyilir ki, Islam ölkələri öz ordularını birləşdirməli və Imam Mehdinin (ə) zühur etməsinə hazırlaşmalıdır. Bəyanat müəllifi qeyd edir ki, ABŞ və Israil kimi ölkələr Mehdinin zühur etməsinin qarşısını almağa çalışacaq. Ona görə də Iran, Türkiyə, Livan, Pakistan və Əfqanıstan kimi Islam ölkələri Mehdinin gəlişini gözləməli və dünyada köklü dəyişikliklərə hazır olmalıdırlar.
Ekspertlərin fikrincə, Iranın hazırki hakimiyyəti Imam Mehdinin zühur edəcəyi ilə bağlı şiə təriqətində mövcud olan inancları siyasiləşdirir. Bu baxımdan Xamneyinin bəyanatı əslində müsəlman ölkələrinin Iranın ətrafında birləşərək ABŞ və Israilə qarşı vahid cəbhədə yer almasına çalışmaq məqsədi güdür.
Dini Etiqad və Vicdan Azadlıqlarını Müdafiə Mərkəzinin sədri Hacı Ilqar Ibrahimoğlu hesab edir ki, “Əl-Ərəbiyyə” tərəfindən yayılan bu xəbər Ramazan ayı öncəsi bir təxribatdır: “Bütün Islam alimlərinin, o cümlədən ayətullah Əli Xamneyinin özünün azərbaycan, ərəb, fars, ingilis, italyan dillərində şəxsi saytı var. Üstəlik də, özünün xəbər informasiya agentlikləri var. Bu barədə xəbər nə saytda, nə də həmin agentliklərdə var. Sadəcə olaraq olmayan bir bəyanat ”Əl-Ərəbiyyə” tərəfindən yayımlanıb. Məqsəd də odur ki, dünyanın hər yerində inanclı insanlar Ramazan öncəsi mənəvi hazırlıqlar əvəzinə belə xəbərlərin araşdırılmasına, müzkirəsinə vaxt sərf etsinlər. Müsəlmanların zehnini mənəvi mövzulardan yayındırıb fərqli istiqamətlərə yönəltmək istəyirlər”.
I.Ibrahimoğlu bildirir ki, Islam inancına görə, 12-ci Imamın gəlişinin vaxtını elan etmək kimi bir anlayış yoxdur: “Bu yalnız və yalnız Allaha bəlli olan bir məsələdir. Bu mənada bu xəbərin özü inanca ziddiyyət təşkil edir. Hər hansı Islam aliminin 12-ci Imamın gəlişi ilə bağlı konkret bir tarix göstərməsini mümkün hesab etmirəm. Bu elə Islam təliminin özünün tələblərindən biridir ki, həmin tarix Allahdan başqa kiməsə məlum deyil. Insanlardan kimdəsə o zamanı müəyyən etmə səlahiyyəti və bilgisi yoxdur. Bu xəbər böhtan xarakterlidir və Ramazan öncəsi insanların mənəvi ovqatını qarışdırmağa yönəlib”.
Kurtoğlu Tarih: 25 August, 2009 12:07:52
avatar
Mehdi nin çıkış sinyali İSRAİL DEVLETİ NİN yıkılmasıyla başlar
Zira İRAN KUDUS e kadar inip İSRAİL DEVLETİ ni yıkacaklardan birisidir
Diğeri tahminmice MISIR olacaktır

Hadis i şerifte
Farslılara ikramda bulunun İLİYA YA KADAR (KUDUS) e kadar inecekler hak isteyecekler ,hakları verilmeyecek ,küstürülecek , Bunun üzerine geri çekilecekler.
Hakları verilecek bu sefer kabul etmeyecekler ….Haklarını mehdiye verecekler

İSRAİL DEVLETİ yıkımından hemen sonra beklenen mehdi ortaya HEMEN çıkmayacaktır

BİR RİVAYETE GÖRE 36 AY SONRASI …..
BİR RİVAYETE GÖRE 72 AY SONRASI …..

MEHDİNİN ÇIKIŞ TARİHİ ( 30 AĞUSTOS 2016 -10 KASIM 2018 TARİHLERİ ARASINDA OLACAKTIR )
Bu süre 30 AĞUSTOS 2016 dan önce kesinlikle olmayacaktır !!
Kurtoğlu Tarih: 31 August, 2009 12:21:35
avatar
[glow=red,2,300]BİR SANAT ESERİNİN SERÜVENİ!!! [/glow]

:)[b] Verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah’ım![/b]  :)

“Gün gelecek Allah’a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum” demişti bir arkadaşım.

Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda.

Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük. O günlerin acı görünen olaylarının, kendisine ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe “verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah’ım!” demeye başladı.

Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma o günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım.

* * * * * * *
[b]Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüz yıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!

Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.

Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.

“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:

“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”

Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

“Henüz değil!”

“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”

Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:

“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”

“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.

“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.

“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”

“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.

Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.

“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”

Ona “Evet” dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.

Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.

Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.

Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.

Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.

Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.

Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”

Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:

“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!

Bana zarar vereceğini düşündüm.

Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.

Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.

Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…

Teşekkür ederim.”
[/b][color=red][/color]
* * * * * *

[glow=red,2,300]Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir.

Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.

Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek…
ALINTI[/glow]

[glow=red,2,300]Mehdi için rivayetlerden tespit ettiğimiz kadarıyla 2 yakma olayı vardır[/glow]

1)Sol tarafının yarı felç olması ve buna sebep olan olay yada olaylar
2)Kardeşinin Mekke de bir fitne sırasında öldürülmesi

Acaba bizim yakma olayımız ne zaman gerçekleşecek !!

Lütfuna da Hamdolsun,Kahrına da Hamd olsun demeyi öğrenebilecek miyiz ?

SAYGILAR,HÜRMETLER
Kurtoğlu Tarih: 31 August, 2009 08:29:00
avatar
Lütfuna da Hamdolsun,Kahrına da Hamd olsun demeyi öğrenebilecek miyiz ?

SON YORUMDAKİ HİKAYE BENİ ETKİLEDİ

yazı çok güzel abi gerçekten insanı büyüten olgunlaştıran acılar ama ben bunu demeye cesaret edemem açıkcası
diyenlere ....
CEVABEN

BİR BÜYÜĞÜM BANA ŞÖYLE DEMİŞTİ

İŞTE BUNA KAMİL İMAN DENİYOR

Sabrı otlaktaki hayvalanlarda ediyor bulunca şükrediyorlar , bulmayınca sabrediyorlar

Sahi Farkımız ne ki :))) dedi

Nimetede şükretmeliyiz ,ayrca Acıya da .... şükretmeliyiz diye birisi bana sohbet etmişti

ve eklemişti

İMAN İŞTE BUDUR !
Kurtoğlu Tarih: 02 September, 2009 11:42:03
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
02 Eylül 2009 Çarşamba

Kürt ve Ermeni açılımı: Sırada başka neler var?

Demokratik Açılım Projesi, Kürt açılımı değil, Türkiye'nin kendi açılımıdır, kendini yeniden tanımlamasıdır demiştik. "PKK silahıyla dize getirilme" sığlığını bir tarafa bırakın, Türkiye burada kendisi hakkında bir karar veriyor demiştik.

İşte bu yüzden, ABD dayatması, Avrupa Birliği dayatması itirazlarına saplanıp kalmamak gerekiyor. ABD'nin çıkarına da uygun olabilir ancak temelde Türkiye'nin çıkarları, geleceği, birlikteliği, gücü ve zenginliğine yatırım yapılıyor.

Ermenistan'la ilgili açılım da böyle. Ankara-Erivan arasında sessiz sedasız devam eden süreç bir noktaya geldi ve kamuoyuna açıklandı. İki ülke arasındaki açılım süreci sadece iki ülkeyle sınırlı olsa çok daha kolay olurdu. Karabağ ve işgal altındaki diğer Azeri toprakları, Rusya'nın durumu, Kafkaslar'daki sert nüfuz mücadelesi, ABD ve Avrupa'nın tutumu, diaspora Ermenilerinin uzlaşmaz tavırları gibi çok sayıda etkenle mücadele edilerek bu noktaya ulaşıldı.

Bir şeyler çözülmedi, çözüme yaklaşıldı, sorunlar konuşulur hale geldi, somut maddeler üzerinde pazarlık yapılabilecek bir ortam oluştu. Mesela;

Diplomatik ilişkiler kurulacak. Türkiye iki ay içinde sınırları açacak. Hava, kara ve demiryolu bağlantıları kurulacak. Kars-Tiflis-Bakü demiryolu projesi. Proje belki Kars-Ahırkelek-Bakü olarak değişecek. Türkiye, Ermenistan'a uluslararası kuruluşlarda uyguladığı tüm vetoları kaldıracak.

Ermenistan'ın enerji yolları üzerinde bulunmasına ilişkin (ilerde kurulabilecek doğalgaz ve petrol boru hattı gibi) Türk vetosu kalkacak, enerji işbirliği başlayacak. Enerji işbirliği sağlandığında Ermenistan bu alanda kilit ülkelerden biri olacak.

Bu maddelerin her biri son derece önemli sonuçlar doğuracak nitelikte. "Enerji işbirliği" demek, ABD, Avrupa, Rusya gibi büyük aktörlerin mücadele verdiği Hazar/Kafkas/Karadeniz hattı üzerinde bugüne kadar şekillenen bütün projeleri sarsacak türden.

Ermenistan, Türkiye ile mevcut sınırı resmen tanıyacak. 1920'lerde imzalanmış Kars ve Gümrü anlaşmaları ile belirlenen sınır, Erivan hükümeti tarafından bugüne kadar tanınmadı. Doğu Anadolu illerinin Ermenistan sınırları içine görüyordu. Bu maddeyle Büyük Ermenistan hayali resmen terk ediliyor. Soykırım iddialarını araştırmak üzere bir alt komite kurulacak, iki ülke de arşivlerini açacak.

İki ülkenin birbirinden istediği şeyler özetle bunlar. Ne kadarında anlaşma sağlanır, ne kadarı çözümsüz kalır zaman gösterecek. Ancak Türkiye'nin Kafkaslara yönelik istikrar hedefinin önündeki tek engel Ermenistan ve Ankara çözüm konusunda kararlı. Ermenistan'da da bu kararlılık mevcut. Çok zor konular var, bu yüzden zor bir süreç işliyor. Enerji zengini ve topraklarının yüzde yirmisi Ermeni işgali altında olan Azerbaycan'ın itirazları özellikle giderilmek zorunda. Aksi takdirde sadece Türkiye-Azerbaycan ilişkileri değil, bölgesel enerji projeleri de çöker.

24 Nisan'dan önce de süreç hızlanmıştı. Türkiye çok aktif biçimde çözüme ve işbirliğine yönelik girişimlerini sürdürüyordu. Türkiye-Azerbaycan arasında kriz patladı. İki ülkede bazı çevreler, konuyu hükümete yönelik bir cephe savaşına dönüştürdü. Birileri hem Azerbaycan'ı hem Türkiye'yi karıştırıyordu. Adeta Bakü'den Türkiye'ye iktidar pazarlanıyordu. Olay çirkin bir hal almaya başlamıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Mayıs ayında yaptığı Bakü ziyareti, Azerbaycan Parlamentosu'ndaki konuşması durumu kurtardı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, "hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde" belirsizliklerin ortadan kaldırıldığın söylerken Erdoğan, "Karabağ sorununda çözüm olmadan sınır kapısının açılmasının mümkün olmadığını" yineledi. Aslında Türkiye'nin tutumu oldukça netti. Azeri topraklarının işgali sebep, sınırın kapatılması sonuçtur. Sebep ortadan kalkmadan sonucun değiştirilmesi mümkün değildir. Bu yüzden de öncelikle Ermenistan'ın somut adımlar atması gerekiyordu. Şu an durulan nokta da burasıdır.

Nisan ayında bir Yol Haritası ortaya konuldu ve çok yoğun biçimde tartışıldı. Dört ay sonra ise Protokol imzalandı. Artık geri dönüş zor. Bu aşamadan sonra işgal konusunda, Bakü'nün rahatlatılması konusunda daha emin ve ileri adımlar atılacaktır.

"Yüzyıllık düşmanlık"tan sonra bunlar çok büyük, çok cesur adımlar. Bir gelecek vizyonu olmayan hiçbir ülke bu kadar uzun bir düşmanlığın üzerine bu kadar kararlı adımlarla gidemez.

Demokratik Açılım Süreci, Kürt açılımı, Ermenistan'la Protokol… İçerideki zaafları, çevremizdeki sorunları onlardan kaçarak ertelemek yerine üzerine giderek çözmeye çalışıyoruz. Bu yüzden derin bir felsefi değişiklik söz konusu. Bu yüzden gündelik tartışmalara, mahalle kavgalarına tenezzül etmeden bu uzun yürüyüşe destek verilmeli. Gerçek vatanseverlik budur. Türkiye çok büyük bir değişim yaşıyor.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=02.09.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 10 September, 2009 05:02:37
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
08 Eylül 2009 Salı

Barış planı bu mu!

ABD Başkanı Barack Obama'nın Ortadoğu “Barış Planı”nın taslağı gün yüzüne çıktı! Filistinliler arasında gezdirilen, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ve diğer Arap liderler ile ABD yönetimi arasında üzerinde pazarlıklar yapıldığı söylenen taslağın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ve G-20 zirvesi'nde açıklanmasının planlandığı iddialarıyla tartışılan planın maddelerini aktarmak istiyorum. Taslakta son derece çarpıcı, çok tartışma isteyen maddeler var.

Ancak 20 Ağustos'ta başka bir “Barış Planı” duyurulmuştu. ABD eski başkanlarından Jimmy Carter, Zbigniev Brzezinsky gibi “akil adamlar”ın hazırladığı o plan, Obama'ya sunulmuş ve ABD'nin Barış Planı olarak tanıtılmıştı. Filistinliler kaynak gösterilerek yayınlanan yeni plan ise daha farklı. Sözünü ettiğim taslağın maddeleri şöyle:

1- Batı Şeria'ya uluslararası barış gücü yerleştirilecek.

2- Doğu Kudüs'ün bir bölümü İsrail kontrolü altında, Mescid-i Aksa bölgesi Arap kontrolü altında kalacak. Yani Doğu Kudüs de bölünecek.

3- Filistinli gruplar silahsızlandırılacak ve siyasi partiye dönüştürülecek.

4- Batı Şeria'daki büyük Yahudi yerleşim birimleri İsrail'in kontrolünde aynen kalacak. Plan kabul edildikten sonraki üç ay içinde küçük yerleşim birimleri için pazarlıklar başlatılacak.

5- Batı Şeria'nın bazı bölgeleri silahsızlandırılacak. Bölgenin güvenliğini İsrail sağlayacak.

6- Filistin-İsrail güvenlik görüşmeleri yoğunlaştırılacak.

7- Filistin yönetimi hiçbir şekilde bölge ülkeleriyle güvenlik ittifakı kuramayacak.

8- ABD, 2011 yazında Filistin devletinin kurulmasının garantörü olacak.

9- Üzerinde anlaşılacak ölçüde Filistinli mültecinin geri dönüşüne izin verilecek. Bunlar Batı Şeria'ya, özellikle Ramallah ve Nablus'a yerleştirilecek. Bu program için özel bir fon kurulacak.

10- Anlaşma imzalandıktan sonra İsrail Filistinli siyasi tutukluları serbest bırakmaya başlayacak. Bu süreç üç yılda tamamlanacak.

Maddeler Obama'nın Barış Planı taslağı olarak ortada dolaşıyor bir süredir. Ne kadar gerçek yakında göreceğiz. Maddeleri sorunlu, düzenlemediği/boşlukta bıraktığı yığınlarca alan var. İsrail tarafından hazırlanmış ve servis edilmiş plan görüntüsü veriyor.

20 Ağustos'taki açıklanan plan ise; İsrail'in 1967 sınırlarına dönmesini, askerden arındırılmış bir Filistin Devleti kurulmasını, Kudüs'ün başkent olarak paylaşılmasını öngörüyor. Ancak yüzbinlerce mültecinin dönüşünü kabul etmiyor, tazminat öngörüyor. Carter'ın ve Brzezinsky'nin dışında eski Güvenlik Bakanı Brent Scowcroft ve Dışişleri eski bakanlarından James Baker'ın da bulunduğu “akil adamlar”ın Obama'ya sunduğu taslak bu. Askerden arındırılmış Filistin fikrine İsrail'in de olumlu baktığı söyleniyor.

Bakalım hangisi Obama'nın gerçek Barış Planı ve biz hangi taslak üzerinde kafa yoracağız. Ama önümüzdeki dönemde, her şekilde, bu bir barış planını yoğun biçimde tartışacağız.

Rehin alınmış topraklar, esir alınmış kitleler, üzerinde bölgesel pazarlık kurulan bir sorun, hiç kimsenin iyi niyetli olmadığı çözüm arayışları, metre metre ilerleyen sinsi işgal ve Filistin.

Taslaklar değil gerçek bunlar…

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=18488&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 10 September, 2009 05:03:39
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
09 Eylül 2009 Çarşamba

Davutoğlu, “düzen kurucu ülke” ve yeni Osmanlıcılık!

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun “Ortadoğu'nun, Kafkaslar'ın ve Balkanlar'ın en büyük ülkesiyiz, bu bölgede düzen kurucu ülke biz olmalıyız” şeklindeki açıklaması, bazı çevrelerde ciddi bir şekilde eleştirildi. “Davutoğlu sözlerini iyi seçmeli, dikkatli olmalı” türü uyarılar yapıldı.

“Düzen kurucu ülke olma” iddiasının bu kadar açıkça dile getirilmesinin sakıncalarına dikkat çekildi ve bu açıklama sanki iyi düşünülmeden yapılmış gibi algılandı. Çünkü böylesine iddialı bir söz, belki kapalı kapılar ardında, belki çok yakın çevre içinde söylenebilirdi ama dünyaya ilan eder şekilde söylenmezdi.

Davutoğlu;

“Balkanlar deyince çatışma, Kafkaslar deyince etnik farklılıklar ve Ortadoğu deyince gerilim akla geliyor. Biz bu üç bölgenin en güçlü ülkesiyiz ve bu bölgedeki düzenden kendimizi sorumlu hissediyoruz. Türkiye hemen tüm komşularından coğrafi, askeri ve ekonomik olarak çok daha büyük. Dolayısıyla düzen kurma misyonu bizimdir” diyordu.

“Donmuş krizler, donmuş sınırlar, elimizde patlamaya hazır bombalar gibi. Türkiye'nin kendi iradesi ile mevcut durumu değiştirerek donmuş krizleri çözme basiretini göstermesi gerekiyor” diyordu.

Başbakan Tayyip Erdoğan da, 11 Aralık 2007'de aynı şeyleri söylüyordu: “Türkiye enerjisini iç çatışmalarla tüketen bir ülke olmaktan çıktı. Bugün Türkiye'yi dikkate almadan bölge değil dünya dengeleri içinde de hesap yapılamaz...”

Açık söyleyeyim, “düzen kurucu ülke olma” sözünü ilk anda ben de bir meydan okuma gibi algıladım. Çok iddialı bir sözdü. Ancak son yıllarda bölgesel düzeyde yapılanları dikkatle izleyen bir kişi olarak; Türkiye'nin “yüz yıl sonra” meydan okumaya giriştiğini açıkça söylemiş, yazmıştım zaten. Bütün sözlerin ötesinde, bu bir meydan okumaydı gerçekten de. Türkiye'nin kendini yeniden kurması, yeniden tanımlaması, yeni bir yürüyüşe çıkmasıdır. Bu yüzden bölgemizde tarihin seyri önemli ölçüde değişecektir. Bu bir hayalcilik değil, bölgesel ve küresel konjonktürün çok iyi okunmasıdır. Türkiye'nin önüne süreci tersine çevirecek engeller çıkarma konusunda niyetler zayıflarken, imkanlar da daralmaktadır.

Eleştiri ve uyarılar sonrasında Davutoğlu'nun ne söyleyeceğini özellikle merak ediyordum. Geri adım atmadı. Sözlerini güçlü bir şekilde savundu hatta daha da sağlamlaştırdı. Utku Çakırözer'in kaleminden Akşam gazetesinde yayınlanan açıklamadan izleyelim.

“Yeni düzenin kurucusu Türkiye olacak” diyen Davutoğlu, Türkiye'nin kendisini ve bölgesini ilgilendiren dünya meselelerinde 'düzen kurucu, öncü rol oynaması gerektiğini' ve dış aktörlerin de Türkiye'nin bu rolünü benimsediğini açıkladı.

Davutoğlu'nun tespitleri şöyle: “Düzen kavramını bilinçli olarak kullanıyorum. Soğuk savaş düzeni kalktı ama yeni düzen kurulmadı. Bunu kuracak aktörler soğuk savaşta olduğu gibi sadece iki aktör değil. Mesela Kafkasya'da düzeni Sovyetler ile ABD oturur tartışır ve kurarlardı. Ama şimdi Irak örneğinde görüldüğü gibi ABD tek başına kuramıyor. Gürcistan örneğinde görüldüğü gibi Rusya da kuramıyor. Başarı kazandı ama bir düzen kuramadı. Sadece kendi çıkarını koruyan bir statü tahkim etti.”

Tezleri şöyle: Bizim dediğimiz Türkiye'nin düzen kurucu rolü. Gerek Ortadoğu gerek Kafkaslar'da yeni düzen kurulması gerekir. Bunu kurarken biz aktif rol almak istiyoruz. Bu bir emperyal dürtü değil, bir gereklilik. 'Yeni bir düzen kurulması lazım, başkaları kursun, biz sonra intibak ederiz' deyip geri çekilebilirsiniz. Ama bu Türkiye'nin büyüklüğüne, ulusal çıkar anlayışına yakışmaz. Ya bir kaos yaşayacağız ve bu bizim işimize geliyor diyeceğiz ya da biz bir düzen fikrinin öncülüğünü yapacağız. Türkiyesiz bir düzen kurulamaz. Dış aktörler bile Türkiye'nin düzen kurucu rolünü benimsiyor. İsveç'teki AB toplantısında 27 bakana konuştum. İki saatlik oturumun bir saat on beş dakikasında ben konuştum. Ben emperyal dürtüyle, 'Osmanlı'nın çocuğuyum, dinleyeceksiniz beni ha yoksa falan' demedim.'

“Rol üslenen değil düzen kuran ülke”nin genişlemesi, açılımları, etkileri bundan sonra daha çok tartışılacak. Öteden beri Türkiye'nin yeni durumunun algılanması konusunda sıkıntılar olduğu bir gerçek. Bazıları ezberlerini bozmak istemiyor. Yeni sözler söylemekten, yeni tespitler yapmaktan daha doğrusu gerçekleri görmekten çekiniyor.

Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Suriye-İsrail gerilimine müdahale, Suriye-Irak gerilimine müdahale, Kafkaslar'dan Kızıldeniz'e kadar her olaya müdahil olma bu demektir iste!

Biz bu yüzden; Demokratik Acılım Projesi'ni, Kürt Açılımı'nı, Ermenistan'la sınırların açılmasını ve soykırım konusunu da içeren anlaşma kapılarının açılmasını, bundan sonra gündemimize gelecek başka sürpriz gelişmeleri bu yeni durumun sonucu olarak görüyoruz. Türkiye, bu sorunlarla yüzleşiyor, çözüm arıyor. Ama aslında Türkiye kendisi hakkında karar veriyor. Bundan sonra Türkiye'nin iç sorunlarına, dünya ile ilişkilerine, tarihsel sorunlarına 20. yüzyılın Türkiye'sinden bakanlar durumu algılamakta çok zorlanacak.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=18509&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 16 September, 2009 04:36:55
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
15 Eylül 2009 Salı

Birileri çok kötü şeyler planlıyor!

Dikkat etmeyenlere, izlemeyenlere, anlamak istemeyenlere veya hafife alanlara bir uyarı yapalım: Son bir ayda tanık olduğumuz, günü gününe izlemeye çalıştığımız bazı gelişmeler, önümüzdeki günlerde olağanüstü sonuçlara neden olabilir. Sürpriz, şaşırtıcı, sarsıcı olaylarla karşı karşıya kalabiliriz. Sanki bu sessizlik, bu tuhaf gelişmeler kötü şeylerin habercisi gibi. Bir savaş, bir saldırı, bir gizli ve kapsamlı operasyon ya da öngöremediğimiz ama dünyayı hareketlendirecek bir şeylerin gerçekleşebileceğine dair güçlü sinyaller alınıyor.

Hiçbir şey olmasa bile, son bir ayda gelişen bazı olaylar kendi başına dünyayı etkileyecek nitelikte zaten. Her biri uzun tartışmalar gerektiren, bizim de bundan sonra yoğun olarak tartışacağımız gelişmeleri bir araya toplayıp en azından bir çerçeve çizmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Çizilen bu resimden bakıldığında, münferit olayların derinliğini daha iyi kavramış olacağız ve neler olacağına dair tahmin yürütme şansımızı artıracağız. Bu sıralamaya ve çerçeve gelişmelere dikkat!

Finlandiya'dan kalkan kereste yüklü bir Rus gemisi, 20 Temmuz'da İsveç açıklarında kaçırıldı. Gemi 17 Ağustos'ta Afrika açıklarında serbest bırakıldı. Korsanlar kaçırıldı dendi ama sonra bir istihbarat operasyonu olduğu ortaya çıktı. İsrail istihbaratı gemiyi kaçırmıştı! Rus gemisinin Cezayir'e nükleer malzeme taşıdığı iddia edildi. Daha sonra İran'a S-300 füzeleri taşıdığı iddiası ortaya atıldı.

Kayıp geminin yükünün ne olduğunu ve istihbarat operasyonu tartışırken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 7 Eylül'de ortadan kayboldu. İsrail ve dünya basını Netanyahu'nun gizli gündemine ilişkin çok sayıda spekülasyon üretti. Bu kadar gizlenen şey neydi. Ağırlıklı görüş, İsrail Başbakanı'nın Rusya'ya gittiği yönünde oldu. 14 saatlik Rusya ziyareti neden gizlenmişti? İran konusunda pazarlık yapıldığı, İran ve Rusya'ya silah satışının, özellikle de S-300 satışının engellenmeye çalışıldığı söylendi. Ama bunun için ziyaretin gizli olması gerekmediği ortada.

Bu ziyaretten önce, geminin kaçırılmasından sonra İsrail ile İsveç arasında ciddi bir kriz yaşandı. İsveç basını, İsraillilerin dünyadaki organ kaçakçılığını yönettiğine dair haberler yaptı. İsrail askerlerin ve resmi yetkililerin Filistinlilerin organlarını çaldığı iddia edildi.

İsrail Başbakanı'nın kayıplara karıştığı günlerde de sormuştum; "Bu tür gizlilikler büyük felaketlerin habercisi olabiliyor. Suikastlerin, özel operasyonların hatta saldırıların" demiştim. Bazı çevreler, ziyaretin başka bir şeyi gizlemek için, dikkatleri o şey üzerinden uzaklaştırmak için gizli tutulduğu, üzerinde spekülasyon çıkarıldığı yani ortada bir mizansen olduğu şeklinde iddialarda bulundu. O çevrelere göre İsrail, İran'a saldırı için geliştirdiği yeni tür silahın denenmesinin dikkat çekmemesi için böyle bir şey planlamıştı!

Öyle ise feci, öyle değilse daha feci. Ama her halde de İsrail'in bu gizemli tavırlarının arkasında İran meselesi var. Bazı çevrelere göre İsrail'in İran'a saldırı hazırlıkları yoğunlaştı. İran, hava savunma sistemi için Rusya'dan S-300 almak istiyor, bu doğru. İran füzeleri İsrail'i tehdit ediyor, doğru. İran'ın nükleer çalışmalarında geri adım atmıyor, atmayacak da, doğru. İsrail, ABD'yi razı edemese de bu gidişi durdurmak için her yolu deneyecek, bu da doğru. İsrail bütün bölgeyi tehdit ediyor, bu da doğru.

Gerilim, bütün bölgeyi silahlanmaya itiyor. İran ve İsrail bütün güçleriyle silahlanırken ABD, Ortadoğu'yu kendi güvenlik şemsiyesine alma düşüncesinde. İşte burada Türkiye de devreye giriyor. Ankara'nın hava savunma sistemi için çalışmaları biliniyor. Bir yanda Rusya'nın S-300'ü beraber üretelim teklifi için bu ülkeye teknik heyet gönderiliyor, diğer yandan ABD'nin Patriot füzeleri için hazırlık yapılıyor. Nitekim son birkaç gündür Türk basınında çıkan konuyla ilgili haberlerin hiçbiri bu tartışmaların, gelişmelerin dışında değil. Milli Savunma Bakanlığı'nın 9 Eylül tarihli açıklaması, gelişmeleri doğrular nitelikte. Milyarlarca dolarlık silah ihaleleri var tartışacağımız.

Ancak biz bunu 1 Eylül'de yazdık. Daha önce yazdık. Üstelik çok güçlü tezlere dayanarak yaptık bunu. Temmuz ayında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton görünüşte sıradan bir açıklama yaptı. "İran'ın nükleer çalışmalarından vazgeçmemesi durumunda, komşularının silahlandırılacağını ve bölgede Amerikan savunma şemsiyesinin kurulacağını" açıkladı.

Bu açıklama, 21. yüzyılın güçler dengesini belirleyecek, her ülkenin kaderini etkileyecek bir açıklamaydı. Biz şu yorumu yaptık: ABD ve Avrupa, Batı'ya yeni Doğu sınırı çiziyorlar. Bütün güvenlik politikalarında bunun izlerini görüyoruz. Soğuk Savaş döneminde bu güvenlik kalkanı Doğu Avrupa'daydı. Şimdi Ortadoğu'ya kaydı. Savunma hattı Doğu'ya kaydırıldı. Önceden Doğu-Batı sınırı, Doğu Avrupa, Boğazlar, Süveyş olarak görülüyordu. Yeni sınır Gürcistan, Doğu Karadeniz, İran-Türkiye sınırı ve Basra Körfezi.

Bütün bölgenin kaderi değişecekti. Belki Ortadoğu kavramı bile ortadan kalkacaktı. Eylül başında Polonya'nın Wyborcza gazetesi, ABD'nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde füze kalkanı sistemi kurmaktan vazgeçtiğini, bunun yerine Türkiye veya İsrail'i düşündüğünü iddia etti. Gazete, Obama yönetiminin füze kalkanını savaş gemilerine yerleştirmeyi veya Türkiye ve İsrail'deki üslere ya da Balkanlar'da bir yere kurmayı düşündüğünü yazdı. Gün geçtikçe bu bilgileri doğrulayacak gelişmeler oldu.

İşte Türkiye'nin füze kalkanı hikayesi de, İran'ın S-300 hikayesi de, Netanyahu'nun 14 gün kayıplara karışmasının sebebi de, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Malezyalı silah tüccarları üzerinden füze satın almasının sebebi de, İsrail'in gizli savaş hazırlıkları da bu derin bölünmeyle, Batı'nın yeni Doğu sınırının çizilmesiyle ilgili.

Şu bir gerçek; birileri bugünlerde çok kötü şeyler planlıyor. Bakalım nasıl patlayacak! Bu sessiz gelişmelere çok dikkatli özlemeyi öneriyorum. Biz izlemeye ve aktarmaya devam edeceğiz.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=15.09.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 23 September, 2009 02:41:42
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
23 Eylül 2009 Çarşamba

İran paçayı sıyırdı, İslam Batı'nın yeniden müttefiki

Her ne kadar İsrail, İran'ın nükleer gücünü hedef alıp saldırı planları yapmaya devam ediyorsa da, saldırı taktikleriyle ilgili bilgiler ardı ardına kamuoyuna yansıyorsa da, yıllardır Batı'nın İran'ın nükleer güç olmasına asla razı olmayacağına dair inancımı korumaya devam ediyor olsam da, bu ihtimalin hâlâ varolduğunu söylesem de, bugünlerde ilginç ve çok esaslı değişiklikleri de izliyoruz. Bu esaslı değişimler sonuç doğurursa İran saldırı tehdidinden kurtulmuş olacak. Başka bir denklem üzerinde çalışılıyor. Dünya, şu an için İsrail'in hesapları bozucu bir delilik yapmasından endişeli ve bunu önlemeye çalışıyor. Zbigniew Brzezinski, İsrail'in saldırı ihtimalini ciddiye alıyor ve mutlaka durdurulması gerektiğini söylüyor.

Saldırı dışında seçenek ise dünyayı o kadar etkileyecek hatta daha büyük değişimlere neden olacak nitelikte. Somut gelişmelerle tartışalım:

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 7 Eylül'de ortadan kayboldu. İsrail ve dünya basını Netanyahu'nun gizli gündemine ilişkin çok sayıda spekülasyon üretti. Bu kadar gizlenen şey neydi. Ağırlıklı görüş, İsrail Başbakanı'nın Rusya'ya gittiği yönünde oldu. 14 saatlik Rusya ziyareti neden gizlenmişti? İran konusunda pazarlık yapıldığı, İran ve Rusya'ya silah satışının, özellikle de S-300 satışının engellenmeye çalışıldığı söylendi. Biz bu gizli ziyaretin anlamını füzelerden daha önemli bulmuş, "kötü şeyler planlandığı"nı yazmıştık. Rusya önce reddetti ancak daha sonra Netanyahu'nun ziyaretini doğruladı. Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, bu ziyaretten sonra, İsrail'in İran'a saldırmayacağına dair söz verdiğini açıkladı! Medvedev'in açıklamasıyla Brzezinsky'nin uyarıları birbiriyle örtüşür nitelikte.

Tam bu sırada Türkiye'nin füze kalkanıyla ilgili tartışmaları hatırlayalım. Barack Obama yönetimi, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne yerleştirilecek füze kalkanı projesinden vazgeçti. Önce Polonya gazeteleri ardından başka kaynaklar, füze savunma sistemlerinin Türkiye ve İsrail'e yerleştirileceğine dair iddiaları gündeme getirdi. Ankara, önce bu iddiaları yalanladı daha sonra detaylar ortaya çıktıkça gelişmelerle ilgili kamuoyuna bilgiler aktarmaya başladı. Türkiye bir yandan Rusya ile S-300'leri birlikte üretme çalışmalarına girişirken diğer yandan ABD'nin füze kalkanı projelerinin içinde görünüyor. Peki bu sistem hangi tehdide karşı kullanılacak?

Obama yönetimi, füze kalkanının hedefinin Rusya olmadığını açıkladı. Geriye sadece İran kalıyor. Bu gerçeği, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın; "İran nükleer planlarından vazgeçmezse ABD Ortadoğu'daki müttefiklerini güvenlik şemsiyesi altına alacaktır" açıklamasını burada hatırlamak durumundayız. Türkiye'nin ABD'den alacağı söylenen Patriot füzeleri muhtemelen İran'dan yükselen tehdide karşı bir önlem olarak alınacak. (Bu arada, sistemin 7.8 milyar dolar değil 1 milyar dolar civarında olduğunu söyleyelim.)

Saldırı dışındaki seçenek işte burada netleşiyor. Batı dünyası, Doğu'daki bazı güçlerle İran'ı saldırı dışında kontrol altına alma yolunda pazarlıklar içinde. Bu da, Tahran'ın nükleer gücüne karşı bir savunma kalkanı oluşturmak. Özellikle Ortadoğu ülkelerini koruyacak önlemler almak. Bu da, bölgede dehşet bir silahlanma dönemini başlayacağına işaret ediyor. İran'ın silahlanması nedeniyle bölge ülkelerinin on milyarlarca doları Batı ekonomilerine akacak.

İran paçayı sıyırmış olabilir. Saldırıdan kurtulmuş, nükleer emellerine erişmiş, ama 21. Yüzyıl'ın yeni 'Soğuk Savaş'ının baş düşmanı' ilan edilmiş olabilir. Bu kadar mı?

Mesele sadece İran'la sınırlı değil, bütün dünyayı etkileyecek sonuçlar doğuracaktır.

Daha önceki yazılarda bir konuya ısrarla dikkat çekmeye çalıştım ama pek kimse tartışmaya tenezzül etmedi. Dünyayı değiştirecek bir gelişmeydi bu. Hillary Clinton'ın söz konusu açıklamasından sonra şunu söyledik: Batı'nın doğu sınırı, Doğu'nun batı sınırı değişiyor. Soğuk Savaş döneminde Batı'nın doğu sınırı, Doğu Avrupa, Boğazlar ve Suveyş Kanalı'ydı. Şimdi bu sınır, Kafkaslar, Doğu Karadeniz, Türkiye-İran sınırı ve Basra Körfezi oldu. Bu değişiklik "Ortadoğu" kavramını bile ortadan kaldırabilir. Artık Türkiye için AB üyeliği başka argümanlarla tartışılır, Türkiye "Batı içi bir mesele" olarak ele alınır. Suriye, Lübnan gibi ülkeler Batı sınırları içine girer. Öyle de oluyor. Türkiye'nin merkezinde olduğu bölgesel uzlaşma girişimlerine bir de bu açıdan bakmakta yarar var. Dünya tam Türkiye-İran sınırından ikiye bölünüyor! Bundan sonra bütün ilişkiler, ülkelerin siyasi ve ekonomik durumları, bölgesel ilişkiler ve ortaklıklar bu gerçek temel alınarak yeniden düşünülecek.

İran'a saldırı dışında bu seçenek başarılı olursa, Türkiye'ye füze kalkanı yerleştirilir. Türkiye-İran sınırı yeni Soğuk Savaş'ın en önemli cephelerinden biri haline gelir. Tahran kısa vadede kazanmış görünür, nükleer silahlanmasında bazı engellerden kurtulmuş olur ama uzun vadede ağır bedel öder. Bu durum, Türkiye-İran ilişkilerini dengede tutmak olağanüstü çaba gerektirir. Artık bu sınır, sadece iki ülkenin değil, dünyanın sınırıdır. Sınırın batı tarafında Türkiye'nin öncülüğünde büyük gelişmeler yaşanır, bölgesel ortaklıklar şekillenir. Kürt meselesi gibi, çözümü zor konulara artık yer olmaz.

Peki Batı, bu projeyi nasıl uygulayacak? Elbette, Müslümanlarla barışarak. İslam yeniden Batı'nın müttefiki mi oluyor? Göreceğiz… Ama bu sefer, "İslam kendi içinde çatışacak" tezini gerçeğe dönüştürecek türden bir ittifak olur bu.

Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum…

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=23.09.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 23 September, 2009 02:50:36
avatar
Tebrikler! İTÜ'nün uydusu uzaya gönderildi

23.09.2009

İSTANBUL (A.A)

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Uzay Mühendisliği Bölümü tarafından Türkiye'de üretilen ilk uydu olan 'İTÜpSAT1', Hindistan'dan uzaya fırlatıldı.

Alınan bilgiye göre, Türkiye saatiyle 09.19'da Hindistan Uzay Araştırmaları Kurumu (ISRO) tarafından PSLV C-14 roketi ile yerden 720 kilometre yüksekteki yörüngesine yerleştirilmek üzere fırlatılan küp şeklindeki uydu, dünyanın kıtasal ölçüde fotoğraflarını çekebilecek.

Uydunun, Türkiye saati ile 09.35'te roketten ayrılarak yörüngesine yerleşmesi ve yörüngesinde saniyede yaklaşık 7,5 kilometre yol alarak dünyayı yaklaşık 90 dakikada bir dönmesi bekleniyor.

PSLV roketi ile Türkiye uydusuna ek olarak Hindistan tarafından üretilen Oceansat-2 uydusu yanında 4 Alman ve 1 İsviçre uydusu da yörüngeye yerleştirilecek.

23.09.2009

http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=23.09.2009&c=1&area=4&i=212483
Kurtoğlu Tarih: 26 September, 2009 03:53:38
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
24 Eylül 2009 Perşembe

Amerika, İsrail savaş uçaklarını vuracak mı?

Israrla dikkat çekmeye çalışıyorum; birkaç aydır hem bölgemizde hem de küresel ölçekte çok önemli, etkileri uzun süre devam edecek gelişmelere tanık oluyoruz. Fazla gürültülü olmadığı ve Türk medyasında detaylı takip edilmediği için gelişmeleri hakkıyla izlememiz mümkün olmuyor. Oysa sonuçları şok edici biçimde kendini gösterdiğinde, ani değişimler kapımıza dayandığında, "bu da nereden çıktı" diyeceğimiz kesin.

Dünyanın kırılma noktası Türkiye-İran sınırına kayıyor. Bütün bölgede köklü değişimlere yol açacak bir gelişme bu. Doğu Avrupa için planlanan füze kalkanı bu değişim çerçevesinde bölgemize taşınıyor. Batı tarafında kalanlar arasındaki ihtilaflar birer birer ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Türkiye'nin stratejik pozisyonu yeniden tanımlanıyor. Bu durum Türkiye'nin bölge ile entegrasyonu için elverişli bir ortam oluşturuyor. Küresel değişimle Türkiye'nin uzun vadeli hesapları ciddi oranda örtüşüyor. Soğuk Savaş sonrasının "Düşman İslam" tezi yerini yeniden "Ortak İslam" tezine terk ediyor. Türkiye'nin bölgesel nüfuzu arttıkça İsrail'in alanı daralıyor. Tabii bunlar bugünkü görüntü, yarın neler değişecek hep birlikte göreceğiz.

İran'a saldırı ve füze kalkanı konusundaki tartışmaları dün aktarmıştık. Hedefin İran olduğunu, Çin'i dizginleme düşüncesi içerdiğini, bu durumun İslam dünyasında derin bir bölünmeye yol açabileceğini, İran'ın silahlanmasının korkunç bir silahlanma yarışı başlattığını, bölge halklarının on milyarlarca dolarının Batı ekonomilerine akıtılacağını, yeni gelişmelerin İran'a saldırı seçeneğini zayıflattığını, bunun yerine bu ülkeye sıkı tecrit uygulanacağını, İsrail'in bir delilik yapmasından endişe edildiğini ve bu ülkenin sakinleştirilmeye çalışıldığını belirtmiştik. Bu dönemde, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin bu kadar mükemmel seyretmesi elbette olağanüstü bir başarı olarak not edilmeli.

Rusya, "İsrail İran'a saldırmayacak, bize söz verdi" açıklaması yaparken ABD kaynaklarından, İsrail saldırısına karşı açıklamalar geliyor. Burada çok ünlü bir isimin şok edici açıklamasını özellikle aktarmamız gerekiyor.

ABD eski güvenlik danışmanı, Obama ekibinde yeniden zirveye tırmanan Zbigniew Brzezinski, "Eğer İsrail savaş uçakları, Irak hava sahasını kullanıp İran'a saldırırsa ABD savaş uçakları havalanıp onlarla çarpışmalı, onlar tepemizde uçarken oturup seyredecek miyiz, onlara bu hakkı vermeme konusunda ciddi olmalıyız, kimse bunu istemez ama olursa da Liberty vakasının tersi olur" diyor. (Israelnationalnews, Haaretz) Brzezinski, İsrail'in 1967'de USS Liberty gemisine saldırısını hatırlatıyor.

Türkiye'nin bölgesel ve küresel denklemdeki pozisyon değişimini bütün bu gelişmelerle birlikte ele almak gerekir. Zaaflarını da kazançlarını da bütün açıklığı ile tartışmak gerekir. Dünya bunu yapıyor, yoğun olarak Türkiye'yi tartışmayla devam ediyor. Hemen her gün ABD ve Avrupa basınında benzer analizler okuyoruz. "Türkiye ne yapıyor, Türkiye'nin bölgesel hesapları ne" gibi sorulara cevap aranıyor. ABD'nin, AB'nin ve ilgili ülkenin perspektifinden yapılan bu yorumlar, bazıları son derece dar bir bakış açısını yansıtsa da izlenmeli ancak bizim bu ülkeden, Türkiye'den bölgeye ve dünyaya bakan yorumlara ihtiyacımız var. Türkiye'nin pozisyonunu bu ülkeden dünyaya bakarak yapamazsak, yine ısmarlama değer tanımlamalarının bağımlısı olmamız mukadder.

Mesela Le Monde Diplomatique'in Türkçe versiyonundaki "Türkiye neden büyük olamaz" başlıklı tartışma bunlardan biri. Yorumda, Türkiye'nin; ABD yönetimindeki bir grup devletten ibaret küresel sistem için kalarak "büyük" olamayacağı vurgulanarak, "Batı, Türkiye'yi İsrail'in yararına yapabilecekleri adına seviyor. Eğer Türkiye şu anki yerinde, küresel sistem içinde kalmayı seçerse, Suriye ve Hamas'ı, ABD ve İsrail'in önerilerini kabul etmeleri için ikna etmeye çalışmaktan başka bir yol bulamaz" tespitinde bulunuluyor.

Bu cümlelere ilk bakışta "elbette" demekten başka seçenek yok gibi. Ama "İsrail" bağımlılığının eskisi gibi etkili olmadığını söylemek durumundayız. Belki on yıl önce bu doğruydu, bugün aynı bağımlılık devam ederse tespitler yine doğru olacak. Ancak, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki, İsrail'in bölge ile ilişkilerindeki, İsrail'in Batı ile ilişkilerindeki değişiklikleri de görmek gerekiyor. İsrail'in bölgesel etkisinin, yeni aktörler öne çıktıkça daraldığını hep söylüyoruz. Öyle görünüyor ki, bu daralma daha da devam edecek. 1996'lardaki Türk-İsrail ekseninin ne kadar zayıfladığının hepimiz farkındayız.

Türkiye'nin yeni pozisyonunu sadece bir rol tayini olarak görenler için her şeyin açıklaması çok daha kolay, ama artık bunlar gerçeği tam olarak ifade etmiyor. "Rol tayini" ile Türkiye'nin kendi arayışı arasındaki farkı birbirinden ayırmak lazım. Aksi takdirde eski cümlelerle konuşmaya, ezberleri tekrarlamaya devam ederiz.

Söz konusu yazıda; Türkiye, Müslüman Arap bölgede asal bir rol oynayabileceği, coğrafi olarak gerekli potansiyele sahip olduğu, bölgenin en büyük su deposu olma rolünü de üstlenip Arap ülkelerine su sağlayacak dev bir su ağı kurabileceği, büyük bir sanayi gücü ve turizm potansiyeli ile bölgeyi etkileyebileceği, AB'den daha sıcak ilişkiler ağı oluşturabileceği, böylece, öne çıkan bir rol üstlenebileceği belirtiliyor. Ancak yorumda Türkiye'yi AB dışına itme, Ortadoğu'ya yönlendirme şeklindeki Fransız perspektifi açıkça hissediliyor.

Türkiye içinden bakanlar yeni pozisyonu dar bir perspektifle "rol tayini" olarak tanımlarken, dışarıdan bakanlar kendi ulusal çıkarları için bir Türkiye tanımı yapıyorlar. Bunların içinde, her ne kadar küresel eğilimlerle bazı açılardan örtüşse de, Türkiye'nin geleceğe yönelik kendine bir yol çizmeye çalıştığı ve bu amaçla küresel konjonktürden yararlandığı gerçeğini görenlerin sayısı oldukça az. Eminim ileriki dönemlerde bu tür yorumları çokça görmeye başlayacağız.

Yeter ki, süreci, dikkatle ve sürekli biçimde izleyelim.

Ve elbette kendi gözlerimizle görüp kendi aklımızla düşünüp, kendi sözlerimizle tartışalım. Ezberlerimiz, önyargılarımız bozulduğu oranda gerçeği göreceğiz, kendimize inancımız arttığı oranda kendimizi bulacağız.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=18727&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 26 September, 2009 03:54:43
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
25 Eylül 2009 Cuma

Obama'nın liderlere gönderdiği gizli mektup!

G-20 zirveleri, sadece ekonomik değil, siyasi alanda da küresel eğilimlerin tartışıldığı merkezi platform belki de tek adres haline geldi. Bir süredir bu köşede ele aldığımız siyasi, askeri ve jeopolitik alandaki değişimlerle, G-20 zirvelerinin gündemini oluşturan tartışmaları bu yüzden birlikte ele almak zorundayız. Bu anlamda her gelişme büyük 'yap-boz'un parçaları/unsurları niteliğinde.

Dün Pittsburgh'da toplanan G-20 zirvesi öncesi, Obama yönetimi zirveye 20 ülke liderine gizli mektuplar gönderdi. 3 Eylül'de gönderilen bu altı sayfalık metinde, küresel ekonomik krizin geldiği aşama, çözüm önerileri, ABD'nin bakışı gibi detay konular yer alıyor. Beyaz Saray yönetimi mutlu haberi veriyor ve "Krizin üstesinden geldik, resesyonu yendik, küresel sermaye piyasaları Mart ayından bu yana yüzde 35 yükseldi" şeklindeki sözlerle zafer ilan ediyordu.

Söz konusu mektubun, AB temsilciliğinin kriz ve küresel ekonomi konularında Obama yönetimine gönderdiği mektuba cevap olduğu söyleniyor. Avrupa ülkeleri, krizin bittiğine dair ABD iyimserliğini pek paylaşmıyor. Yükselen işsizlikten, üretim ekonomisindeki kötümser durumdan hareket ederek, bir yol haritası oluşturmaya çalışıyor. AB'nin yol haritasıyla ABD'nin çözüm projeleri arasında çok ciddi uyuşmazlık var. Anglo-sakson cephe, küresel ekonomiyi kriz öncesinde olduğu gibi yine finans siteminin öncülüğünde ayakta tutmaya çalışırken AB ülkeleri üretim ağırlıklı ve finans siteminin sıkı denetimine bağlı çözüm önerileri sunuyor.

Bu anlaşmazlık hep vardı. Beyaz Saray ve Londra, "kriz finans sisteminin krizi. Öyleyse bu kurumları güçlendirir krizden çıkarız" derken AB ülkeleri, krizin finans sistemi ile sınırlı olmadığını, daha kapsamlı olduğunu, finans sisteminin krizin tetikleyicisi olduğunu artık üretim ekonomisinin de ciddi bir kriz yaşadığını, dolayısıyla küresel ekonomik sistemde yapısal değişimler gerektiğini söylüyor. Bazılarına göre ABD'nin finans sistemine bağımlılığı, onu denetlemeyi reddetmesi bütün dünyayı batıracak sonuçlara yol açabilir.

Söz konusu iki mektup, iki merkez güç arasındaki yaklaşım farkını ortaya koyuyor. G-20 zirvelerinin ana konusu da bu yaklaşım farkı zaten. Öyleyse, krizin bitip bitmediğini, kimlere göre bittiğini kimlere göre devam ettiğini takdir etmek için söz konusu tartışmayı yakından izlemek gerekiyor.

2 Nisan'da Londra'da toplanan G-20 zirvesi de bu tartışmalarla başlamış ve bitmişti. Ancak bir adım ilerleme sağlanamadı. Zirve öncesi, Alman medyasına sızdırılan bilgilere göre trilyonluk paketlerle bankalar kurtarılacak, bu yapılınca da piyasa kurtulacaktı. İngiltere'nin önerdiği, zirveye katılan liderlerin önceden onayladığı gizli paketin yanı sıra bir de skandal yaşanmıştı. İngiltere, katılımcı ülkeleri ikiye ayırmış, merkez ülkeler dışındakileri sadece görüntü olarak göstermişti. Başbakan Gordon Brown, zirvenin kapanış konuşmasında; "Yeni bir dünya düzeni kuruluyor ve bu düzen küresel konsensusla kuruluyor" cümlesini kullanmıştı. Bu açıklamaya göre dünya ekonomisinin yüzde seksenini temsil eden liderler, krizden kurtulma yönteminde, yeni ekonomik sistem konusunda konsensus halindeydiler. Bu sonuç, yeni bir dünya düzeni olarak ilan ediliyordu.

Oysa böyle olmamıştı. Taraflar yaklaşım farklılığını devam ettiriyordu. Pittsburgh zirvesi öncesinde gördüğümüz gibi, finans sisteminin sıkı denetimi, küresel ekonominin denetimi, yeni bir ekonomik sistem gibi başlıklar ana tartışma konuları olmaya devam ediyordu.

Krizle ilgili iyi niyetli, umut verici göstergelerin ve açıklamaların öne çıktığı doğru. Umuyoruz gerçekten öyle olur. Ancak kriz öncesi varolan sorunlara hiçbir çözüm üretemeden, varolan ekonomik sitemde hiçbir değişiklik yapmadan, krize sebep olanlara trilyon dolarlar aktarılarak "bu iş bitti" denilebilir mi? Bugün ABD ve İngiltere'nin dayatmasıyla yapılan şey, durumu kurtarmak, krizi ertelemek ama asla çözüm üretmek değil.

Anglo-Amerikan cephe küresel ekonomik sistemin, finans sisteminin olduğu gibi muhafazasını isterken trilyon dolarlık destek paketleriyle çözüm üretilebileceğini düşünüyor. Bırakın sistemi kökten değiştirmeyi, bir reform bile öngörmüyor. Aynı zamanda finans sistemi üzerindeki "koruyucu", "dokunulmaz" rolünü devam ettirmek istiyor. Bu yönüyle Anglo-Amerikan cephe muhafazakar diğerleri ise reformcu oluyor. Bu cephe, ekonomik sistem üzerindeki kontrolün küresel iktidarı da kendilerine bahşettiğinin farkında. Bu gücü ellerinden kaybetmek, ekonomik iktidarı paylaşmak, çok kutuplu ekonomik sisteme razı olmak istemeyeceklerdir.

Nisan ayındaki zirve öncesi, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin "daha sıkı mali denetim sağlama önerisi reddedilirse zirveyi terk ederim" şantajı ile Almanya'nın krizin başlangıcından bu yana sergilediği tavır, Batı'nın kendi içinde ayrışması ihtimalinin ipuçlarını verir nitelikteydi. İngiltere Başbakanı'nın "konsensus" açıklamasına rağmen Pittsburgh zirvesi öncesi tartışmalara bakılırsa ayrışma giderilememiş.

Bunlar neden önemli? Mesele sadece ekonomik krizden kurtulma meselesi değil. Dünya ekonomisini yönetme, ekonomik iktidarı paylaşma, buna bağlı olarak küresel siyasi iktidarı yönetme gibi bir güç mücadelesi var ortada. Beyaz Saray'dan 20 ülke liderine gönderilen mektup, aslında hiçbir şeyin değişmediğini, varolan ekonomik sistemin hiçbir yanına dokunmadan çözüm arandığını, bu yaklaşıma karşı olanların itirazlarını hâlâ koruduğunu,"yeni dünya düzeni" mücadelesinin ekonomik alanda bu şekilde kendini hissettirdiğini gösteriyor.

Yeni ekonomik sistem tartışmaları başarıya ulaşsa da ulaşmasa da bir sistem şekillenecek.

Ya uzlaşmayla ya da çatışmayla.
Yeni bir ekonomik düzen şekillenecekse yeni bir siyasi düzen de şekillenecek.

G-20 zirvelerini, zirve öncesi ve sonrası tartışmaları çok dikkatle izlemekte fayda var.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=18741&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 26 September, 2009 03:57:12
avatar
Tek kutuplu dünya sistemi çöküyor

Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, tek kutuplu dünya anlayışının çöktüğünü söyledi.


MOSKOVA (CİHAN)
Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve G20 ekonomi zirvesinde elde ettiği izlenimler çerçevesinde tek kutuplu dünya anlayışının çöktüğünün görüldüğünü söyledi. Bu durumu yıllar öncesinden söylediklerini kaydeden Rusya lideri, "Gerçekten tek kutuplu dünya sistemi çöküyor. Herkes bu durumunun farkında. ABD'nin de bunun farkın da olması iyi gelişme." dedi.

ABD'nin Pittsburgh şehrinde basın toplantısı düzenleyen Medvedev, "Şimdi ne olacak? Bugün sahip olduğumuzdan daha iyi bir durumun ortaya çıkacağına inanıyorum. Burada sorun kimin neyi yöneteceği ile ilgili değil. Örneğin, ABD dahil olmak üzere birileri iklim değişikliği ile ilgili konuda aktif olursa bundan memnuniyet duyarız. Hiçbir ülke tek başına bu konuda aktif bir çalışma yürütmesi ve başarılı olması mümkün değil." ifadesini kullandı.

"Öncelikle birbirimizi dinleyerek işe başlayalım." önerisinde bulunan Rusya lideri, "Ülkelerin birlikte hareket etmeleri güzel. Bu harika. Tek kutuplu dünya yaklaşımından çok daha güzel. Hiç kimse diğerlerinin söylediğini yapmakla mükellef değil. Bir tane patron ve diğerleri onun hizmetçisi olamaz. Şimdi birbirimizi dinleyerek işe başlayalım." şeklinde konuştu.

"KALİNİNGRAD'A İSKENDER FÜZELERİNİ YERLEŞTİRMEYECEĞİZ"

Medvedev, Avrupa'nın ortasındaki Rus şehri Kaliningrad'a nükleer başlık taşıyan İskender füzelerini yerleştirme kararından da vazgeçtiklerini söyledi. ABD'nin Doğu Avrupa'ya yerleştirmeyi planladığı 'füze kalkanı' ile ilgili programda değişikliğe gitmesi Moskova'da olumlu karşılandı. İran'a ek yaptırımlar konusunda yeşil ışık yakan Medvedev, İskender füzeleri ile ilgili kararın da iptal edildiğini açıklayarak Rusya-ABD ilişkilerinde somut ilerlemeler sağladı.

G20 zirvesinin ardından basına açıklamada bulunan Rusya lideri, "Bizim Kaliningrad'a İskender füzelerini yerleştirme kararımız, ABD'nin üçüncü ülkelere füze kalkanı kurma planı ile ilgili idi.

ABD'nin Doğu Avrupa'ya 'füze kalkanı' programını iptal ettiğini düşündüğümüzde, biz de kararımızdan vazgeçiyoruz." dedi.

26.09.2009
moskova
cihan haber ajansı
Kurtoğlu Tarih: 28 September, 2009 03:34:45
avatar
Uyardık gerekirse saldırırız

İran'da ortaya çıkan ikinci nükleer merkezin dünyada yarattığı endişe giderek büyüyor. ABD Başkanı Obama İran'la ilgili bugüne kadarki en sert açıklamasını yaparak "İran'ı uyardık. Askeri seçeneği gözardı etmiyoruz" dedi. Ahme- dinejad "UAEK'nın haberi vardı" derken Hamaney'in yardımcısı "Merkez çok yakında faaliyette" diyerek alarm seviyesini yükseltti

PITTSBURGH / NEW YORK

G20 zirvesinin düzenlendiği sırada İran'ın Kum şehrinde gizli bir nükleer merkezin daha bulunduğu ortaya çıkınca tüm dünyanın dikkati bir kaç saat içinde İran'a çevrildi. Yapılan ilk açıklamalarda İran'ın nükleer faalitlerinden endişe duyulduğu belirtilirken ABD Başkanı Barack Obama ile İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yaptıkları son açıklamalarla adeta niyetlerini ortaya koydular. Obama, İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak 'önceliğin diplomatik çözüm olduğunu ancak askeri seçeneği gözardı etmediklerini" söyledi.


İRAN'IN İKİ SEÇENEĞİ VAR

Obama, 'ABD'nin çıkarları söz konusu olduğu durumda hiçbir seçeneği gözardı etmiyoruz' dedi. Barack Obama, 'Şimdi, İran'ın seçimini yapması gerek. Ya ABD'nin söylediği gibi nükleer silah yapma arzusundan vazgeçmeli ve uluslararası standartlara uymalı, veya çatışmaya doğru olan yoluna devam etmeli' diye konuştu. Konuyla ilgili İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ise yeni uranyum zenginleştirme tesisleri hakkında Uluslararası Atom Enerjisi Kururmu'nu (UAEK) bilgilendirdiklerini belirterek, 'tesis, ancak 18 ay sonra devreye girecek ve önceden UAEK tarafından teftiş edilecek' dedi.


OBAMA ÇOK PİŞMAN OLACAK

Tesisin inşaasının ardından İran'ın iyi niyetle erken davranarak kendilerine tanınan 6 ay yerine 18 ay öncesinden UAEK'ye bilgi verdiğini belirten Ahmedinejad, UAEK kurallarının açık olduğunu ve herkes tarafından bilindiğini söyledi. Obama, Sarkozy ve Brown'nun yaptıkları sert açıklamalardan ilerde pişmanlık duyacaklarını söyleyen Ahmedinejad 'Şimdi bir çeşit medya oyunu oynuyorlar. Bu hoş değil. ABD'de birileri statükonun değişmesini istemiyor' dedi.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates ise , İran'a askeri müdahalenin sadece İran'ın nükleer programını devam ettirmesini 1 ila 3 yıl geciktireceğini' söyledi. Bu arada BM ve Rusya da yeni tesis hakkında endişeli olduklarını belitti.


ABD resmen ikaz etti mi?

Nükleer silah da üretebilecek olan nükleer yakıt üretimiyle ilgili yeni tesis için İran'ın 'uyarıldığını' ifade eden ABD Başkanı Barack Obama, 'Bu konuda uluslararası alanda daha önce hiç olmadığı kadar birlik bulunduğunu, uluslararası toplumun söyleyeceğini söylediğini' kaydetti. Obama, diplomatik çabaların sonuç vermemesi durumunda İran'a yaptırımlar uygulanabileceğini ve bunun etkili olabileceğini söyledi, ancak söz konusu olası yaptırımlarla ilgili detay bilgi vermedi.


İran lideri Ajmedinejad yeni nükleer tesisin daha önce UAEK'ye haber verildiğini ve faaliyete geçmesinin zaman alacağını söylese de ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'den farklı bir açıklama geldi. Hamaney'in önde gelen yardımcılarından biri "merkezin çok yakında faaliyete geçeceğini" söyledi.


27.09.2009

http://yenisafak.com.tr/Dunya/Default.aspx?t=27.09.2009&i=213197
Kurtoğlu Tarih: 28 September, 2009 03:37:07
avatar
İran, Batı'ya füzelerini gösterdi

TAHRAN (A.A)

İran'ın, bugün başlayan füze savunma tatbikatında, karadan karaya füze denemesi yaptığı bildirildi.

Devlet televizyonu, 'Kutsal Savunma Haftası' etkinlikleri kapsamındaki yıllık planlı tatbikatın ilk gününde karadan karaya füzelerin fırlatıldığını bildirdi.

Çoklu fırlatma rampalarından ve aynı anda fırlatılan füzelerin kısa menzilli olduğu belirtilirken türü hakkında bilgi verilmedi.

Tatbikatlarda karadan karaya yeni füze ve hava savunma sistemlerinin test edileceği açıklanmıştı.

Devrim Muhafızları Hava Kuvvetlerinin yaptığı tatbikatın, ülkenin hava savunma ve caydırıcı gücünü artırmaya yönelik olduğu belirtildi.

Başkent Tahran'da 22 Eylülde Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın da katıldığı 'Kutsal Savunma Haftası' törenlerinin ilk gününde İran'ın yerli savunma gücünün en önemli bölümünü oluşturan kısa, orta ve uzun menzilli Fecr, Hut, Şahin, Zilzal, Fatih, Gadr, Şahap ve Siccil füzelerinin yeni versiyonları sergilenmişti.

İran'ın 12 Kasım 2008'de başarıyla denediği katı yakıtla çalışan karadan karaya uzun menzilli 'Siccil-1' füzesi de ilk kez bu törenlerde basına gösterilmişti.

Basra Körfezinde geçen yıl yapılan tatbikatlarda, karadan karaya, karadan denize, denizden havaya füzeler fırlatılmıştı.

27.09.2009
http://yenisafak.com.tr/Dunya/Default.aspx?t=27.09.2009&i=213197
Kurtoğlu Tarih: 29 September, 2009 03:58:02
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
29 Eylül 2009 Salı

Acem strancı, Fars ateşi: Üç lider ne demek istedi?

Pittsburgh'daki G-20 zirvesi, küresel ekonomik krizin konuşulduğu bir zirve olmaktan çok, dünyanın yeni merkez karar organı görüntüsü verdi. 2 Nisan'da yapılan bir önceki zirvede bunun işaretlerini görmüştük. Liderler, krize çözüm bulmanın yanında "yeni bir dünya düzeni" sloganını öne çıkardılar. İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Londra Zirvesi'nin kapanışında "Yeni bir dünya düzeni kuruyoruz ve bunu konsensusla kuruyoruz" demişti.

Pittsburgh'daki zirvede benzer eğilimler daha da belirginleşti. Dünyanın önde gelen yirmi ülkesini buluşturan platform, bundan sonra bir çeşit BM Güvenlik Konseyi rolü üslenecek. G-20 dışında, küresel meselelerin bu kadar açıklıkla konuşulabileceği başka bir platform şu an söz konusu değil. Güvenlik Konseyi, Irak işgali örneğinde de gördüğümüz gibi, etkili bir karar mekanizması değil artık ve daimi üyelik konusundaki adaletsizlik ulusların bu kuruma güvenini derinden sarsıyor.

G-20'nin merkezi platform olma halinin çok açık bir örneğini Pittsburg'da gördük. ABD Başkanı Barack Obama, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İngiltere Başbakanı Gordon Brown, yani Batı'nın sözcüleri, zirve gündemini değiştirdiler. Dünya ekonomisinin yönünü belirlemek, krize yol açan sistemde yapısal değişiklikleri tartışmak yerine ABD ve Avrupa'nın siyasi önceliklerini zirveye taşıdılar. G-20 zirvesi sanki İran Zirvesi olarak planlanmıştı. Üç lider, "yapay biçimde" İran krizini dünyanın birinci gündemi haline getirdiler. "Zorlama" bir gündem oluşturdular ve bütün dünyayı bu "öncelikli sorun"un ne kadar vahim olduğuna ikna etmeye çalıştılar. Irak işgali öncesi, dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair'in; "Irak füzeleri kırk beş dakikada Avrupa'yı vurabilir" palavrasıyla üç liderin gayretleri birbirine ne kadar da benziyordu. Liderlerin, İran'ın ne kadar büyük tehlike oluşturduğu açıklamalarına daha sonra Almanya da katıldı ve "çok endişeli" olyduğunu duyurdu.

Oysa İran, yeni tesis hakkında bilgiyi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na kendisi bildirmişti. Özel bir gayretle keşfedilmiş, tespit edilmiş bir suç söz konusu değildi. Ortada bir gizleme söz konusu değildi. Buradan şunu anlıyoruz; Bundan sonraki her platformda dünya İran sorununu kilitlenecek. Zamana yayılmış bir kamuoyu çalışması yürütülecek. Kriz de aşılırsa dünyanın tek sorunu İran olacak.

Öteden beri, özellikle son aylarda belirginleşen bazı yeni gelişmelere dikkat çekiyorum ve bunun büyük değişikliklere yol açacağında ısrar ediyorum. İran'a saldırı, kısa vadede söz konusu olmayabilir. Belki uzun vadede de olmayacak. Ancak İran, yeni "Soğuk Savaş"ın hedef ülkesi haline gelecek ve Türkiye-İran dengesi, küresel etkiler uyandıracak kadar önemli olacak. Dünya bu ülkeye çok sıkı bir tecride hazırlanıyor. Ambargo kavramının ötesine geçecek bir tecrit bu. Ortadoğu ülkeleri, Batı saflarında İran'a karşı silahlandırılacak, bir askeri denge oluşturulacak. Bölgenin bütün ülkelerinin dış politikalarında bu değişimin işaretlerini görüyoruz.

Zirvede İran konusunun bu şekilde öne çıkarılması Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından bile yadırganmış. Nitekim zirve sonrası sözleri bunu gösterir nitelikte. Erdoğan, nükleer silahsızlanma ve bu konuda İran'a yöneltilen tepkileri, "Nasihat verme noktasında olanlar adım atmalı. Onlar atmazsa başkalarından isteme hakları yok. Bu konuda konuşan ülkelerin hepsinde nükleer silah var; örneğin İsrail. İsrail Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na üye değil ama İran üye. Gazze'de fosforlu bomba kullanıldı. 1400 kişi öldü ama bunlar hiç masaya gelmiyor. Aynı şekilde hazırlanmış raporlar da gündeme gelmiyor. Sorumluluk mevkiindeki insanlar olarak bu durumdan rahatsız oluyoruz" şeklinde değerlendirdi.

Özellikle İsrail'in öncülüğünü yaptığı "askeri müdahale" konusunda ise; "Silahlı bir müdahale hiçbir toplantıda gündeme gelmedi. İran'a silahlı müdahale tüm dünyayı rahatsız eder. Irak'ta yaşananları görüyorsunuz. Orada bir medeniyet çökmeyle karşı karşıya kalmıştır" cümleleriyle dünyayı uyardı. Daha Irak sorunu çözülemeden dünyanın İran üzerinde devamlı böyle bir şeyi düşündüğünü, tek bahanesinin nükleer silah olduğunu belirten Erdoğan; "Nükleer silahın bulunduğu başka ülkeler var, niye bunlar konuşulmuyor. Bir şeyin tesirinin olabilmesi için önce onu kendinizin yapmaması lazım. Eğer kendiniz bunu yapıyorsanız bunun karşı tarafa tesiri olmaz, yapılan harcamalar da ne o nükleer silah yatırımını yapana bir şey kazandırıyor, ne de o korkuyu verdikleri topluma" cümlelerini özellikle vurguladı.

1 Ekim'de beş artı bir grubu İran konusunu görüşecek. Muhtemelen yılbaşına kadar yoğun bir İran trafiği izleyeceğiz. Erdoğan'ın İran ziyareti bu açıdan son derece önemli. Türkiye, dünyanın tek sorunu olmaya doğru giden İran'la Batı arasındaki diyalog zeminini güçlü tutmak için elinden geleni yapacak.

Askeri seçenek, yeni bölgesel yapılanmaya göre geri plana itilirken, Karadeniz'den Basra Körfezi'ne kadar yeni bir Doğu-Batı sınırı çizilirken, bölge İran tehdidine karşı silahlandırılırken, "Fars ateşi" ve "Acem satrancı" ile Batı arasında inanılmaz bir güç mücadelesi başlıyor. İran füzeleri bizi kaç dakikada vurur, yakında bunu da söyleyecekler.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=29.09.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 30 September, 2009 04:29:47
avatar
ORTADOĞU KARIŞABİLİR VE ARDINDAN DÜNYA SAVAŞI... RİSKLİ YILLAR 2013-2014

Horasan cihetinden siyah sancaklıları gördüğünüzde onlara katılın
Zira içlerinde Allah ın halifesi mehdi de vardır

HORASAN AFGANİSTANDAN BAŞLAYAN VE İRAN A KADAR DEVAM EDEN BÜYÜK BİR COĞRAFYADIR

Farslılıra ikramda bulunun iliyaya kadar inecekler
Hak isteyeceklar ,hakları verilmeyecek,küstürecekler ve (dövüşecekler)
geri çekilecekler

Hakları verilecek , bu sefer kabul etmeyecekler
Haklarını mehdiye verecekler

Mehdi kudus UN FETHİNDEN 36 AY YAHUT
72 (AY,GÜN ,YIL BİLİNMİYOR )sonra MEKKE de ortaya çıkartılacak ve istemediği halde zorla biatları kabul edecek

BELKİ 36 AY+72 GÜNDÜR
Gerçeğini Allah bilir

Bu rivayetleri okuduğunuzda israil i yıkanlar arasında iran ın olduğu açık net gözükmektedir

iran da israilde bunu biliyor
iki tarafta bunun için hazırlanıyor

fakat şu var ki yıkılan devletten hak istenmez
hak kimden isteniyor ??
Bu olaya başka bir güç daha müdahil oluyor
israile en yakın büyük devlet israilin komşusu mısır dır
kanaatim o ki
olay afganistan iran hattından başlıyor
ve şiddetli gelecekler
Ta ki iliya ya yani kudus e kadar kimsenin önünde duramayacağı bir ordu gelecek

Mısır da güneyden olaya sonradan müdahil olacak

Mısır ın nufusu 80 milyon civarıdır
ve israile hemen sınırdır

israili 2 taraftan kuşatmaya alacaklar
ve pestil gibi ezecekler

Bu iş sonradan paylaşıma geldiğinde olay ın kontrolu mısır a geçecek ve sünni şii kavgası ve paylaşım sorunu çıkacak

burda ufak bir kavga ve dövüş olacak
ve siyah sancaklılar geri çekilecekler

Mısır ın aklı başına geldiğinde hakları verilecek fakat iş geçmiş olacak
iran haklarını kabul etmeyip mehdiye vermek için onu beklemeye koyulacak

sonraki olaylar
Dünya yahudileri dünyayı ayağa kaldırarak mazlumu oynayacaklar ve tüm paralarını silah oalrak kullanıp batılı devletleri şoke etecektir tüm paralarını istediğini yapmayan devletin piyasasından çekeceklerdir

Avrupalılar ,batıdan gelip ortadoğuyu işgal edeceklerdir

suriye ,iran ,mısır ,ırak
derken ortadoğu karışır ve dünya savaşı çıkar
Bunu görmemek ahmaklıktır

Kudus un fethini hesaplayan ,dünya yahudilerinin tepkisini de hesaplamalıdır

Derken ortadoğudan başlayan kargaşa tüm dünyaya dalga dalga yayılır

Hiç kimsenin mahfuz kalamayacağı bir fitne zuhur edecek denen rivayetteki fitne acaba nedir ?

Bitmesi mümkün görüleyen bir fitne zuhur edecek cümlesi ne manaya gelmektedir

Büyük şehirler sanki dün yokmuş gibi yok olacak ne demektir
yada

mehdi ticaret ve yolların kesildiği bir vakitte çıkacak ne demektir


Dünya savaşı kapımızda bunu kabul edelim

israil iran gerginliği buna gebedir

3-5 ayda bu olacak demiyoruz

fakat 3 sene sonra bu iş ayyuka çıkabilir

Şu an ki ekonomik kriz in zemini 2. bir ekonomik krizlen zirve yapabilir ve ben daha büyük bir ekonomik kriz bekleyenlerdenim

Aslında dünya barışı için zemin gittikçe riskli olmaya başladı ,Batılı devletler kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler

Kendi aralarında ekonomik krizin bitirilmesi tartışılırken almanya ,ingiltere,fransa ve abd arasında ki anlaşmazlıklar maalesef giderilemedi

Krize müdahelenin göstermelik olduğu asıl yaraya neşter atılmadığını Almanya her fırsatta dile getiriyor

ve Abd g-20 zirvesinde tüm liderlere mektup göndererek ortamı yumuşatmayı umuyordu fakat Almanya sert çıktı


ve ortadoğuda tehlikeli bir gerileme sürüklenmekteyiz

Lübnan da sukiast bekliyoruz ,buna ilaveten mısır ve birkaç ortadoğu ülke liderlerine de ...

Bu bir proje
Abd kendini dağıtıp yeni bir sistemle geri dönmeyi hedefliyor

12 trilyon dolarla uçan kuşa borcu var
Bunu kabul etmeliyiz ve abd git gide çöküyor
ve planı var
kendini dağıtıp tekrardan dünyaya egemen olacak BİR SAVAŞ PROJESİ

Ateşi de ortadoğudan yakmayı planlıyor
Bu zamanda dünya savaşı ancak ortadoğudan çıkar
ve ortadoğu da LÜBNAN en riskli bölgelerin tepesindedir

yarı yarıya hristiyan müslüman vardır
açıkça 2. hariri cinayeti yolda
ve bu iş çok riskli

1. dünya savaşı bir sırbın avusturya macaristan veliathını öldürmesiyle başlamıştı
fakat tüm zemin çoktan hazırdı

şuan da zemin dünya savaşı için hazırdır
sadece iş bahaneye bakıyor

3 sene süre tanıyoruz
eylül 2012 de güneş patlaması bekleniyor
savaş için bu risk

Bu olayın hasarına kesin bakacaklar ve şu an yedeklemeleri de o vakte göre hazırlamışlardır diye düşünüyoruz

Batılıların tüm uydu programlarını ,casus uydularını kaybetme riski var
ve ABD İÇİN kanatimce yedekleri hazır

2-3 ay bekleyip fırtınanın dinmesi beklenecek
ve derken 2013 e girilecek

2013 e girildiğinde duruma göre yedek uyduları fırlatacaklardır

ve asıl risk işte 2013 yılını gösteriyor

Bu noktadan sonra tüm ipler kopar
zorlu bir sürece gittiğimizin farkına varalım

Allah cümlemizin sonunu hayır etsin
Kurtoğlu Tarih: 30 September, 2009 05:43:31
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
30 Eylül 2009 Çarşamba

Bu sözlerin bir anlamı yok mu?

Bazen, gündemde çok önemli konular varken daha önce takip ettiğiniz ve çok önemsediğiniz olaylarla ilgili yeni gelişmeleri aktarmak öncelikli hale gelir. Bugün bunu yapacağım. Daha önce defalarca işlediğim, her gelişmesini aktardığım bir konuyu tartışacağım.

Pakistan Genelkurmay eski Başkanı General Mirza Aslam Beg, eski Başbakan Benazir Butto'nun bir ABD güvenlik şirketi tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Aslam Beg, daha da ileri giderek, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin de aynı şirket tarafından öldürüldüğünü söyledi.

Suudi Arabistan'da yayınlanan el Vatan gazetesine ve Pakistan TV'ye konuşan Beg, iki suikastin de doğrudan ABD tarafından işlendiğini iddia etti. ABD güvenlik birimlerinin bu kirli işlerde kullandığı güvenlik Şirketi'ni ise hepimiz biliyoruz. Irak'ta katliamlarla adını duyuran, bu sıralarda Somali korsanlarını takibeden ama yoğun olarak Pakistan'da üslenip örtülü operasyonlar yapan, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'ye koruma sağlayan, Pakistan'daki ABD Büyükelçilik ve konsolosluklarının güvenliğini sağlayan, yeryüzünün bir çok bölgesinde "terörist avı" yürüten, gizli işkence merkezlerini yöneten, merkez üssü Malta'da olan, çalışanlarının kendilerini Malta Şövalyeleri olarak gördüğü Blackwater şirketi!

Aslam Beg; eski Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in, Blackwater şirketine İslamabad, Revalpindi, Peşaver ve Quetta gibi şehirlerde operasyon imkanı verdiğini, ABD misyonuna saldırı yapılacağından korktuğu için bu şirket üzerinden ABD ile birlikte bazı örgütlere operasyon yapıldığını söylüyor. Eski Genelkurmay Başkanı, Butto'nun bir anlaşma üzerine ülkeye döndüğünü ancak sonradan anlaşmadan vazgeçtiğini ve bu yüzden ABD tarafından öldürüldüğünü ifade ediyor.

Bu açıklamalar, iddialar, sekiz yıldır bu köşede aktarılan bilgilere, tartışmalara ne kadar benziyor, değil mi? Zaman geçtikçe "Büyük Ortadoğu Suikastleri"nin farklı detayları ortaya çıkıyor ve karanlık dosyalar aydınlanıyor. Yeryüzünün hemen her köşesinde yürütülen El kaide operasyonları, El Kaide saldırıları, istihbarat örgütleriyle terör örgütlerinin ortaklıkları, suikast/işkence ihaleleri gibi bizce karanlık, bilinemeyen ürpertici olaylarla ilgili müthiş gerçeklere tanık oluyoruz. Peki bu konuları neden önemsiyoruz? Elbette yaşadığımız zamana tanık olmak için, insanlık tarihinin kirli yönlerini açığa çıkarmak için, gerçekleri öğrenmek için, bu gerçeklerin hepimizin hayatında önemli yeri olduğu için.

Aslam Beg'in iddiaları, ABD eski Başkan yardımcısı Dick Cheney'nin CIA bünyesinde oluşturduğu "Suikast Bürosu"nun faaliyetlerinin bir parçası sadece. CIA, Suikast Bürosu ve Blackwater ortaklığı ile terör saldırıları arasında birebir ilişki var. Bu ortaklığın faaliyette bulunduğu her ülkede terör azıyor, suikastler yapılıyor, katliamlar oluyor. Aynı zamanda da terörle mücadele yürütülüyor. Sadece istihbarat mensupları değil, dev uyuşturucu trafiği, bazı siyasiler ve çevresindekiler de bu ortaklığın içinde.

"Bu ölüm mangaları Türkiye'de ne yaptı" sorularını sorarken, dünya geneline yayılan bu dayanışmanın Türkiye ayağını sorgulamaya, PKK'ya verilen silahlardan Dağlıca saldırısı gibi karmaşık terör saldırılarına, Türkiye'de işlenen faili meçhullerden patlayıcı sevkiyatlarına kadar çok şeyi sorguladık burada.

Butto 27 Aralık 2007'de öldürüldüğünde benzer şeyleri yazmış, olayı "Büyük Ortadoğu Suikastleri" içine almıştık. Refik Hariri öldürüldüğünde dünya Suriye'ye yoğunlaşırken biz çok daha kapsamlı bir sürecin başladığını ilan etmiş, başka ölümlerin de olacağını söylemiştik. Öyle de oldu.

İstihbarat örgütü bünyesinde suikast timleri kurduran, bu timleri dünyaya dağıtan, bir çok ülkede örtülü operasyonlar gerçekleştiren, suikast listesine eklenen isimleri ortadan kaldırtan, sadece düşman ya da savaş halindeki ülkelerle sınırlı kalmayıp "dost ülkeler"de de aynı faaliyetleri yürüten, önce terörle mücadele için oluşturulan "ölüm mangaları"nı sonraları siyasi liderlerin peşine takan, bazılarını ortadan kaldırtan, bir yeryüzü şebekesi oluşturan, kendi ülkesinde adeta cunta gibi hareket eden, bu suçları kendi ülkesinden bile gizleyen bir ekipten, zihniyetten söz etmiştik. İşte şimdi bu ekibin, bu zihniyetin pislikleri ortaya saçılıyor.

"Bu suikast timleri, Büyükelçi'yle ya da CIA istasyon şefiyle konuşmadan ülkelere gidiyorlardı. Listede isimleri bulunan insanları buluyor, infaz ediyor ve ayrılıyorlardı. Kongre'nin bunun üzerinde bir denetimi yok. Bu bir yönetim suikast timidir…" Seymour Hersh, böyle diyordu.

Lübnan'dan Pakistan'a uzanan bölgede siyasi cinayetler işleniyordu. 11 Eylül'den çok önce başlayan örtülü operasyonlar bugün hala devam ediyor. Bush ekibi gitti ama Obama döneminde söz konusu şirketler operasyonlarını başka bölgelere kaydırdılar. Yoğun olarak Afganistan-Pakistan bölgesine. Şimdi orada insan öldürüyorlar, terör saldırıları yapıyorlar, insansız uçaklarla sivilleri avlıyorlar. Değişen çok şey yok.

14 Şubat 2005'te Beyrut'ta uğradığı bombalı saldırı sonucu yaşamını yitiren Lübnan'ın eski Başbakanı Refik Hariri ve Lübnanlı Hristiyan lider Elie Hobeika suikastlarına bizzat yetki veren isimler Bush'un danışmanlarından Karl Rove ve Eliot Abrams'tı.

Suikastler Bush yönetimine bağlı bir birlik tarafından yapılıyordu. Bu birliktekiler özellikle Irak'ta mezhep çatışmasını başlatan suikastler düzenliyordu! Cheney'nin suikast timi İsrail ile birlikte çalışıyordu. Kudüs'te de benzer bir tim vardı. Abrams'ın bir işaretiyle İsrailliler harekete geçiyordu.

Bu ve benzer cümleleri yıllardır bu köşede çok gördünüz. İzlediğimiz olayların her aşamasını bu yüzden aktarmaya çalışıyorum. Dosyalar açıldıkça, bilgiler sızdıkça 2001 yılından bu yana yaşananlar ve burada yazdıklarımız doğrulanıyor. Hariri bölgede dönen trilyon dolarlık kayıt dışı paranın paylaşımı için mi öldürüldü diye sormuştuk. Bir gün bu para trafiği ile ilgili bilgiler de sızar. Bekleyip göreceğiz…

Ama Türkiye'deki örtülü operasyonlarla ilgili gelişmeleri çok daha dikkatle izleyeceğiz…

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=30.09.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 06 October, 2009 03:55:20
avatar
B.O.P NEDİR?

21. YÜZYILIN EN BÜYÜK PROJESİ

Bu proje ABD devleti tarafından geliştirildi ,50 YILLIK MİAD KONDU

1990 lı Yılların başında dağıtılan sovyetler artık ekonomik krizini yönetemeyip eski adı KGB olan yeni adıyla fsb olarak adlandırılan bir operasyonla sovyetler dağıtıldı

Bilinenin aksine sovyetler yıkılmadı ve hantal durumdan kurtulup hareketli konuma geçmek için bazı devletleri özgür bırakıldı ve 5 yıl içinde tekrardan rusya fedarasyonu adı altında tekrar bir birleşme sağlandı

Bu birleşmenin dışında kalanlar ise tarihi bağ neticesinde ,kendi çıkarları doğrultusunda ya RUSYA ile beraber hareket etti yahut batılı devletlerle işbirliği yaparak hayatlarını devam kararı aldılar
KGB tarafından geliştirilen bu proje ile RUSYA FEDERASYONU adı altında tekrardan dünya siyaset sahnesine dönüldü
Gerçi 1950 li yılalrdan başlayan eski ihtişamı yoktur fakat bölgesine hakim olmayı hedefledi ve büyük bir kısmını başarıyla gerçekleştirdi

Bu arada ABD DE ÇANLAR ÇALMAYA BAŞLADI
Zira abd nin de ekonomisi pek iyi değildi
Kendi ekonomisini düzeltmek ve kurtarmak için bir proje geliştirdi

1990 lı yıllardan sonra tasarlanan bu proje için 10 yıllık bir hazırlık yapıldı
2000 li yıllara gelindiğinde proje devreye sokularak düğmeye basıldı

1. Aşamada ortadoğuya girmek amaçlandı
Bu doğrultuda iç kamuoyunu oluşturdu ,arapları terörist diye hollywood a sipariş verildi ve terörist araplar sinema perdesinde yerini almaya başladı
2. Aşamada ORTADOĞU MERKEZLİ OLARAK KATAR da merkezi bir komutanlık kurdu
Buraya merkezi komutanlık deniyor EL cezire televizyonu misal bu küçük arap ülkesinde yayın yapmaktadır

ABD dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda ve bölgesel istikrarsızlıkların kriz merkezi olması sebebiyle yerinde müdahele amaçlı olarak ,ABD dünyayı 5 bölmüştür
Kendi tabanını oluşturduğu krizlerin patlak vermesiyle buralardaki askeri gücüyle olaylara müdahil olmayı hedeflemiştir ve bu ABD nin büyük stratejisinin bir parçasıdır
Bu baskı ile dünya gücü olmuştur ve petrol bu sebeple dolar olarak satılmaktadır

3. Aşamada ABD de terörün tabanı oluşturulup ABD halkının müslüman teörist kavramına bağışıklığı pekiştirilmek istenmiştir ve başarılmıştır

MISIR LI KÖR İMAM lakaplı bir kişiyi cıa destekli alttan alta destekleyip yönlendirmiş ve abd de bazı terör eylemlerinin gerçekleştirmesi için yönlendirilmiş ve başırılı olunmuştur
emprire state binasının altına bomba konulması ile terör kavramı ile abd tanıştırılmıştır
Zira bu bina abd nin gururu olup en büyük binasıdır

4. Aşamada abd de bir eyalet binası havaya uçurulmuştur
bu eylemi yapn kişi ilerde yakalnıp idama mahkum edilmiştir fakat süreçte önce müslümanalrın üzerine suçu atıp tepkileri gözlenmiştir ardından da faili yakalayıp özür dilemişlerdir
bir bakıma oalylara müslümanalrı katmak istediler ve sonradan özür dilediler
patlamada özür de planın birer parçasıdır
OKLAMAHA da gerçekleştirilen patlamada çok sayıda kişi ölmüştür
bu ileriki aşamnın projesidir

5. Aşamada AFRİKA DA bir ülkede TANZANYA DA bombalı saldırı ile ABD büyükelçiliği hedef alınmıştır ve LADİN İSMİ İLK BU NOKTADA ÜNLENDİRİLMİŞTİR

HATTA DİYEBİLİRİZ Kİ
LADİN Şu anda bile sadece bu eylemden dolayı FBI ın arananlar listesindedir, şaşırdınız değil mi !

zira 11 eylül olayları ile ilgili LADİN BAĞLANTISI İÇİN gerçek kanıtlar bulunamamış fakat siyasal olarak hedef gösterilmiştir
Hali hazırda aranmakta fakat delilli olarak zanlı listesine girdiği TANZANYA DA Kİ adının karıştığı TERÖR EYLEMİDİR

11 EYÜL OLAYLARI İLE İLGİLİ KENDİSİ HAKKINDA DELİLE ULAŞILMAMIŞTIR
Basındaki proganda gücüyle bu olaylar çarpıtılmıştır

Tanzanya olayında büyük elçilik hedef alınmış ölenlerin çoğu yerli halktır ve 3-4 abd vatandaşı hayatını kaybetmiştir
ölen 100 ü aşkın kişi ise tanzanya vatandaşı olup büyükelçilik te VİZE İÇİN kuyruğa giren kişilerden oluşmaktadır

TANZANYA olayı ile LADİN i ünlendirilmiştir

Burdaki amaç SOMUT TEÖRİST oalrak hedef listesine koymak ve kendi güdümündeki LADİN i ünlendirmek ve abd halkında terörist müslüman imajı oluşması hedeflenmiştir

6. AŞAMA Kİ ÇİN İN dünya ticaret örgütüne katılımına izin verilmiş ve bu katılım bir takvime bağlanmıştır

Burdaki iznin nedenini ilerde göreceksiniz

7 .AŞAMADA IRAK kontrol altında tutulup körfez harbi sonrasındaki IRAKTA ki bölünmüşlük korunmuştur

8.AŞAMADA 11. EYLÜL SALDIRILARININ TEPKİSİ HESAP EDİLİP TEPKİLERİ ÖNLEMEYE YÖNELİK teörist eylemler planlanmıştır ve bu süreklilik arzetmesi için 9 11 acil ilk yardım telofon kodu olan 9 11 yani 11 eylül seçilmiştir
zira burdaki amaçta korku filmleri ve şiddetle yaşayan abd halkına bir şok yaşatmak ve şokun devamı hedeflenmiştir
zira korku silah piyasasının abd de ruhsatsız silah satışı neticesinde zemin oalrak abd de zaten mevcuttu
11 eylül olayları işin tuzu biberi değil 11 eylül günü seçilmesi pskolojik olarak çok iyi belirlenmiş bir amacı gözler önüne sermektedir
bizde gün ay yıl oalrak kullanılan tarih yazımı
Batılı devletlerin çoğunda ay gün yıl olarak kullanılmaktadır

İLKYARDIM HATTI ambulans ,itfaye, polis yardım v.s gibi hatlar abd de tek merkezde bir el de toplanmıştır
bizim ülkemizde
112 hızır acil servis ilk yardım ,155 polis imdat ,156 jandarma imdat şeklinde parçalı yapıdadır ,abd ise tek elde sivil bir yönetimde toplanmıştır
bizimle abd arasında ki anlayış farkı tarihlerde ve tek merkezli acil müdaheledn dolayı 11 eylül saldırıları yetince değerlendirilememiştir ve bazı basın yayın organları aracılığıyla kasıtlı olarak önü kesilmiştir

tepkiler hesaba katılıp uçak saldırı için almanayadaki sivil havacılık kurslarında eğitim lamaları sağlanmış ve eylem gerçekleştiğinde ise hindistan ve çin in stratejik ortklık hamleleri dağıtılmıştır
ayrıca ortadoğuya giriş bileti oaln bu eylemin abd halkında derin izler taşıması için 911 günü özellikle seçilmiştir böylelikle korku ile güdülen halk uzun süreli olarak tepkisiz bırakılmış ve iç kamuoyu kendi lehlerine oluşturulmuştur

11 eylül hikayesiyle oaly başlatılmıştır ve aşmalı olarak afaganistan ve ırak işgal edilmiştir

PEKİ PROJE NEDİR ?
Proje abd ekonomisinin bozuk kısmının gizlenmesiyle 10 yıllık bilançolarda şirketlerin bprsaya bildirimdeki yanlışlıklarla iyi bir şirket izlenimi verilmiş ve muhasebe hesaplarında oynamalar yapılmıştır
10 yıl boyunca hesaplarda oynama yapılıp büyük şirketlerin tamamı borsada yüksek fiyattan dış ülkelerdeki yatımcıların cazibesine unulmuş ve ülkeye para çekilmiştir

bu proje ile bozulan mali durum hesaplardaki oynamalrı tekrardan düzeltmek ve eski haline sokmayı hedeflemek için bir can suyu projesi amacını taşımaktadır
1990 -2000 yılalrı arasında abd deki şirketler borsada nerdeyse 2 kat değer kazanmıştır
karlar şişirilmiş ve olmayan gelirden alde edilen vergi gelirleri alınmış gibi borsadaki yabancı alıcılara ödettirilmiş ,işin içinde olanlar ise hesapları şişirdikçe kar yazdırarak şirketleri büyük göstermiştir

şu an da abd şirketleri koca birer balondur
havası alınsabelki de hiç bir şeyi kalmayacak

12 triyon dolarla uçan kuşa borcu olan ABD DÜNYA BORÇLULLAR SIRASINDA 1. SIRADADIR PEŞİNDEN İNGİLTERE GELMEKTEDİR

BU BAKIŞ AÇIISINDAN BAKILDIĞINDA dünyayı yöneten ülkenin ne kadar borçlu olmasına rağmen hale ayakta duruyor görüntüsü vermesidir

son aşamada abd projenin gerçekleşmemesi ,tıkanamsı durumunda b planı için de zemin oluşturmuş kimlerine göre ise de asıl amacın b planı olduğu yada b planı da sunularak proje başlatıldığı ve tıkandığı yerden size döneriz diyerekten ikna edilerek başlatılan bir projedir
kimlerine göre ölü yatırımdır ve grçekleşmesi zor bir proje idi

bop projesi şu aşamada tıkandı ve iptal edildi
ve abd dikine bir şekilde sovyetler gibi dağıtılmak la ilgili bir yörüngeye girdi

amaç hindistn ve çin in ekonomik olarka gelişmesini durdurmak için petrolu pahalı fiyattan ve kontrol edilir bir şekilde satışına ve piyasasına direk müdahil olmaktı
bu amaçla petrolun körfez harbinden sonraki en düşük seviyesi oaln 19 doalrdan daha yüksek noktalara 150 dolarla çıakrtılması hedeflendi ve yapıldı

bunun için kendi para biriminin değerini düşürtüp diğer para birimleri karşısında EURO,JAPON YENİ,İNGİLİZ STERLİNİ ,ÇİN YUANG ı karşısında değersiz hale getirdi ve değerini düşürdü
bunu merkez bankası ayarladı ve buna paralele olarak petrol ve altın fiyatları dünyada aniden fırladı

bunu hesap eden abd daha önceden altına yatırım yapıp altın depoladı ve petrol stokalrını ırak savaşından tazmnat olarak petrolu düşük fiyattan tazminata dahil edip şu kadar tazminata şu kdar ham petrol verecek şekilde imza kukla ırak hükümetine imzaltıldı ve bu imzadan sonra merkez bankası oalya müdahil olmuştur
ABD hem petrolunu hem altın a yatırımı ile piyasaya yön vermektedir

IRAK savaşından sonr oluşturulan kukla hükümetten sonra seçimlere gidilmiş bu karambölde bu tazminat geçsi ırak hükümetine imzalatılmıştır

dolar diğer para birimleri karşısında düştü ve abd bu yöntemle dış açığını azaltacak ihracat atağına girdi ve ihracatı arttı

petrol fiyatları ise buna paralele arttı

projeye göre abd nin amacı kısaca şu idi
IRAK ARDINDAN İRAN ,ARDINDAN SUUDİ RABİSTAN,ARDINDAN NİJERYA
ARDINDAN ORTA ASYA YA GEÇİŞ VE 50 YILLIK PROJENİN SONU

bu amaçla ilk aşamada müslümanlar terörist oalrak lanse edilip zemin oluşturuldu
11 eylül saldırılarını yapacak ekip suudlardan oluşturularak hedef listeine kondu ki abd suudlardan yüklü mktarda petrol borcu vardır ve trilyon dolara karşılık gelir
abd suudlara para vermez bunun yerine hazine bonusu satar ve bunu abd borsasında kalması sağlanarak dışarıya para çıkışı önlenmiş olur ,dış açığı önlemeyi hedefler

ırak ı vurduktan sonra savaş tazmniatı sözü dünya çapındaki basın gücüyle önlendi ve tv lerde adı bile geçmedi hemde hiç
800 milyarlık bomba kullanıldı ve bu bombalar petrol olarak savaş tazminatı adı altında ıraktan geri alındı
böylelikle abd katlı olarak misal 2 trilyon dolar olmuş olsun savaş tazminatı ödemeye mahkum edildi ve abd bir şekilde silahlarını etkisiz hale getirmiş şekilde kendisine zrarı olmayacak şekilde bir anlamda satmış oldu
800 milyar doalrlık yatırım yaptı ki stoktaki miadı dolmakta olan silahlarını eritti
böylelikle bir taşla birçok kuş vurmuş oldu
ırakın petrol anlaşmaları iptal oldu ve bir tek petrol bakanlığı! savaş sırasında bombalanmadı

ardından tüm avrupa standartlarında ki ırak alt yapısı mavh edilip amerikan alt yapısıyla ırak tekrardan inşası sağlandı
buunu açıklamk gerekirse
tv lerin köşesinde PAL SECAM yazar
bu yazıalrdan biri abd ölçü standartı ,diğeri avrupa standartı dır
bir anlamda avrupa yla uyumlu olan alt yapı mahv edilerek kendi şirketleri ırakın tekrardan imarı konusunda öncelikli kılındı
bu da projenin bir parçasıdır

geriye kalan kısımalrı diğer ülkelere ufaktan ihale ile dağıtmıştır

başka bir hedef ise hindistan ve çinin artan petrol taleplerine kuyunun başını tututarak engelemeyi hedeflemiştir
vanayı istediği gibi açıp kapama keyfiyetini eline almıştır

proje devam etseydi ileri aşamalarda iran aynı 1. körfez harbindeki gibi bir paralel çizilip iran bölünmesi sağlanacak ve 35 milyonluk kuzeyde yaşayan GÜNEY AZERBAYCAN İRANDAN ilk aşada ayrılacaktı
amaç buydu
ve bu güney azaerbaycanı kuzay azaerbaycan ki şimdiki bildiğimiz ,telafuz ettğimiz 8 milyonluk azaerbaycandır ki birbirlerine yakalştırmak adı altında karabağı ermeniler veremyi razı ettireceklerdi

ileriki aşamada suudi arabistana müdahele edilecek ve trilyon tutarındaki tarihi borç, savaş tazmiatı adı altında üstü çizilecekti
üzerine ayrıca yeni borç eklenip suudların üstü çizilecekti

ondan sonraki hedef mısırd ı ki petrol gemilerinin geçiş noktası olan suveyş kanalını tutması açısından kontrollu bir savşata petrol pyasası tavan yapacaktı ki petrol o vakit 300 dolarlalara kafdar çıkmış olup 500 doalrları görecekti

bu şamada petrole bağımlı olarak satılan doğalgaz piyasasıda paralele olarak bu durumdan etkilenecekti

ardından hedef 20 milyarlık petrol geirleriyle ve yeni yatakalrı ile cazibe olan nijerya gelecekti

ardından askeri birlikler dağıtılmadan kaydırılma yapılıp yeni kriz alanları orta asyaya kaydırılacaktı
bu amaçla türk cumhuriyetleri ortadoğudaki askeri operasyon aşamasında iken tek liderden kurtulup alternatifli lider anlayışına sahip demokratik yapıya büründürülüp eski liderler tek tek koltuğu bırakması sağlnacaktı
ki ırak savaşıylan beraber ıgürcistnda kadife devrim ,kırgızistan ve kazakistanda kadife devrim adı altında işe hız verilmiş cıa nin kara paralrını aklmakal bilinen soros fonları ile bu ülklerin liderleri siyasetten el çektirilmiştir
bu şama devme ettirilip ülkeler in müdahil olabileccek veyahut jkendi adamını yerleştirme umudu doğacaktı
böylelikle petrol piyasasına iyiden iyiye demir atılacak zemin sağlamlaştırlacaktı
yeni petrol anlaşmaları ile hindistan ve çin in gelişimi yavaşlatırılıp abd ye bağımlı hale getirilecekti

yükselen petrol ve doğalgaz fiyatları 3. dünya ülkelerini zor durumunda bırakırken müdahele edilmeyen petrol üreten ülkeleri ise köşelik edecekti

başka bir amaç ise bu parala petrol e akarken petrolden kazananların parası ise abd borsaına kaıtılması sağlanıp abd nini dış açığı kapatılması amaçlanmıştır
bu da projenin çok öenml bir boyutudur

petrol artacak ,hindistan ve çin in ucuz işçilik karına betondökülüp gelişmesi yavaşlatılacaktı ,ayrıca taşımacılık petrole dayandığı için ulaşım masrafları katlanacak ve üretilen ürünün cazibesi batı piyasasına varmadan cazibesini yitirecekti

amaçta tam olarak buydu

bu proje ortadoğuda abd askerine uzun süre misaifr etmek durumunda kalacaktı ki bu süre en az 50 senedir

Buna paralel olarak teörsit eylemlerle bazı başkentlerde bombalar patlatılıp abd halkına savaştayız mesajı verilmiş olup dışarı çıkıp değersiz görülen parasının hesabının sorulmasının önüne geçilmiştir
londra ,istanbul ,madrid bombalarının arkasındaki sır
dikkat edin kendi parabirimimim diğer para birimleri karşısında düşüreceğim demek ti
bunu bombalı saldırılar sırasında çok az kişi gördü

bu da abd halkının güdülmesi söz konusudur ve kendi halkını uyuttular
ve dışarıya çıkmaları önlendi ,çıksa bile sen bilirsin ben çıkma demiştim diyerek kendini kurtardı
artan her tepki için bir ülkede bomba patlatacak tıki 3 bomba patladı arkası ise gelecek ti saldırılara ara verilmişti
ilerde italya ,japonya gibi ülkelere de böyle salrdıralar gerçekleştirilip abd kamuyouna bir mesaj verilecekti

diğer ksıımlar ise ortadoğu halklarını aile bağlarını kırıp kendi gibi düşünen insanlar oluşturmak amacıyla ,kültürel emperyalizm dayatmasıyla türkiye de dizi film siparişi verilip rotadoğuya pazarlandı

GÜMÜŞ,IHLAMIRLAR ALTINDA ,V.S şu aşamada YAKLAŞIK 15 e ulaştığı bililen TÜRK DİZİLERİ ortadoğuda günde 2 defa aynı fiilm haftada 5 defa gösterilmekte rağbet ise umulunanın üstünde dir

fakat proje rafa kalkmadığı,yürürlükte olduğu aşamada 3-4 dizi arap dünyasında fırtına gibi estirildi

çok iyi hesaplanarak hazırlanmış bir projeyle lübnan aksanı ki arapların en rağbet ettiği aksan la seslendirilen filmler suud ve katar kanallarında gösterime sunuldu ve arapça seslendirmeyle bize zamanında uygulanan şekilde ilk yayımı 4 sene kadar evvel hayata geçti

MEKSİKA VE BREZİLYA DİZİ VERSİYONLARININ DEVAMI NİTELİĞİNDEDİR
1990 YAKLAŞILDIĞINDA İLK ÖZEL TELEVİZYONU İLE GÜNDEME GELEN VE TV KANALARININ ARTMASIYLA

meksika ve brezilya dizileri patlaması olmuştu
sene 1990lı yıllar ve o vakitte aynı şu vakitteki arapların tepkisi oluşmuş ve kadınlar tv başından kalkmaz olmuştu
zamanında bize yapılan operasyon
şimdi türk şemsiye adı altında araplara uygulnamaltadır
zira meksika dizileri bizim için
bizim meksika dizilerinden kalna kısmımız ise araplara çok bile
aynı tarz aynı mantık
romansı ve hayali bir hayat tarzı
ARPALAR BUNU YUTTU HATTA BİZDE
BİZ ESKİ FİLMLERİ HATILIYORUMDA HER DİZİNİN 3 sene oynaması vardı
ve başrol oyuncularının hepsinin isimileri ezbere bilinirdi
peki şimdi
unutulup gittiler isimlerini hatırlayan var mı ?

amaç toplum yapımızı kırmaktı ve bunu zmaanında bizee uyguladılar
ŞİMDİ ise bizden arta klanı arap dünyasına pazarlıyorlar
bu amaçla dizilerin ısmarlama olduğu açıktır
sadec türkiyei çin değil ortadoğuya pazarlanmak için çektirildiği şimdilerde daha net anlaşılmaktadır

başkabir aşamada parti kurulması için cıa ak aprti yi model oalrak ortadoğuya sundu ki girdiği ülkelere model oalrak konu mankeni olarak önce türkiyeyi ki ab sürecinde vize almamız için ab ye bastıran odur

maksat vizyon da klamamız alınmamız veyahut alınmamamız değil elbet
vitirne görücüye çıkan bir model konumunda ortadoğuya pazarlandık

başka bir boyutta

el cezre tv ki bu tv katar merkezli yayın yapar ki abd nin ortadoğudan sorumlu merkezi komutanlığı buradadır
el cezire ingiliz bbc ısmarlaması ile eleman yetiştirilmiş ve özgür arap medyası adı altına bir palavra propaganda ile arap dünyasında ünlendirilmiştir

el cezire elemanları ingiliz eğtiminden geçen ingiltere de yetiştirilmiş ve batılı arap modeli olarak ortadoğuda reklamı yapılmıştır
ayrıca tv kanalının dış ülkelerde rağber artan tv diyerekten ayrıca kendi kontrolundeki ülkelerden el cezrenin reklamı yaptırılmıştır

ayrıca diğer bir aşamada teöristlerin propagandası burdan yaptırılıp kasetler el cezire tv na gönderilip el kaide reklamı yaptırılmış ve kızgın arapları bu kanal etrafında toplanması amaçlanmıştır

el cezirenin başka bir rolu ise savaşta ki görüntüleri sunmasıyla arap halklarının gönlünde yer etmiş fakat bir farkla
ki ayıkmamışlardır

görüntülere sansür kasıtlı olarak uygulanmamıştır ki ırak savaşı sırasında parçalanan cesetleri olduğu gibi yayımlayıp ortadoğu halkları arasında infaal uyandıracak şekilde abd ye tepkiler oluşmasının zemini hazırlanmıştır
bu bir taktikdir ki abd uzun vadeli bir şekilde bölgeye yerleşmeye gelmişken el cezire mantığıda buna göre tasarlanmış ,kasıtlı olark el kaide kasetleri buraya gönderilmiş ve yine kasıtlı olarak savaş görüntüleri halkın infaal uyandıran görüntülere tepki vermesi sağlanmıştır

amaç uzun vadeli projesi için el cezireye 2 şekilde tamtam çaldırıp projenin ilk aşmasındaki tüm tepkileri ırakta toplayıp direnişi ırakta kırıp diğer ülkelere yapacağı operasyonları daha hafif atlatmaktan ibarettir
bu amaçla ortadoğu halklarında aşırı tepkiyle savaşa teröre kayması amçlanamış ve aynı zmaanda abd gücünün şiddetini artırıp olaylara kontol altında olduğunu her şartta gövde gösterisiyle sunmuştur
burdaki amaç halkta önce umut olarak abd ye karşı gelmekve el kaidye sevgi beslenmesi sağlanmış ,ardından bişey değişmiyor mantığını kafalara sokmaktı ki burdaki amaç ortadoğu milletlerini depresyon a sokmaktı

halkın el cezireyi seyredip ya teörit olamsı istendi yada yerinde seyretmeye devam et mantığı bilinç altlarına yerleştirlecek şekilde yayın tarzı benimsendi
ta ki bakıp seyredip kriz geçirmesi istenip umutsuz bakışlarla bakan birer ortadoğu halkı bırakmak ki ileriki aşamalara da olaylara müdahil olmaktan halk korksun !

amaç buydu el cezire bilinç altında bunu gerçekleştiriyordu fakt bunu bilen azdır

bop projesi raf kalktı ki bunun sebebi rusya dır

rusya kazandığı parayaı abd ye vermeyeceğin belli ednce önce abd kendi krizini öne aldı ve rusya yı sıkıştırdı fakat başarılı olamadı ardından da can suyu projesinden vaz geçti
bu şekliyle b planına yani dünya savaşı için yahudi destekli arnmegeddon a geçiş süreci başlamıştır maalesef
süreç böyle gelişti ve tıkandı

abd filmleriyle 2012 de dağılacağını anlatan bilinç altı ve propaganda maçlı ve zemin yoklamak amacıyla filmler yaptırmaya başladı ki bu şekilde devam ederse abd kendinin dağıtıp kominist olmayan fakat onu anımsatan bir sitemle kendini tekrar dünya sahnesine döneceğinin umut ediyor

bu proje ise bop tıkandığında devreye girdive krizin 1. senesi doldu

ve emin olarak ,armegeddon ,isanın çilesi,matrix,yeşil yol gibi filmlerle işlenip abd ve dünya kamuoyunda gündem oluşturuldu
B planında bu var

ulus ulusa devlet devlete savaş açar mantığıylan yahudi detekli abd li evangelist kilisesi destekli bir proje ye start verildi

3 seneye kadar daha büyük bir kriz bekleyenlerdenim

şu an ki aşamada daha büyük bir krize hazır olun derim
zira durum BUNU gösteriyor
Kurtoğlu Tarih: 24 October, 2009 03:44:35
avatar
İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
22 Ekim 2009 Perşembe

yoksa biyolojik harp başladı mı?

Panik başladı! Domuz gribi aşı satışını mı bekliyordu!


Evet, panik başladı!.. İstanbul'da, Ankara'-da, Diyarbakır'da okullar tatil ediliyor, öğrenciler evlerine gönderiliyor, tedavi altına alınıyor, dersler televizyondan takip ediliyor. Domuz Gribi Türkiye genelinde yayılıyor. Beklenen salgın başladı! Panik her geçen gün büyüyor. Daha çok bölgede, daha çok okulda ama genelde öğrenciler arasında Domuz gribi artıyor. Salgınla paralel biçimde aşı kampanyası hız kazanıyor. Türkiye'deki salgın ve aşı kampanyasıyla aynı zamanda, aynı şekilde dünyanın bir çok bölgesinde de hastalık ve kampanyalar beraber yürüyor. Ama nedense her ülkede hastalık da, aşı kampanyası da çocukları ve okulları hedef alıyor!

Doğru, salgın havaların soğumasıyla başlayacaktı. Yazın sıcakta mikrop yaşayamazdı. Bu yüzden yaz aylarında bir tehlike söz konusu değildi. Öyle de oldu. Sonbahar gelince salgın kendini gösterdi.

Ne tuhaf, bazıları salgının zamanlamasını sadece havaların soğumasına bağlamıyor. "Salgın, dev ilaç şirketlerinin aşı üretimini tamamlamasını bekledi" diyor. Fabrikalar üretime geçtiler, stoklarını tamamladılar, ülkelerden sipariş almaya başladılar, aşı dağıtımına start verdiler o an domuz gribi harekete geçti, hızla yayılmaya başladı, bütün ülkelerde salgın paniği başlatıldı, aşı kampanyalarına hız verildi! Süreci dikkatle izleyenlerden biri olarak kafamın iyice karıştığını söylemeliyim.

Aslında kafam daha önce karışmıştı. 21 Ağustos'ta "Domuz gribi salgınında bir şeyler mi gizleniyor" diye sorarak, endişelerimi paylaşmıştım.

13 Nisan'da Meksika'da ortaya çıkan, çok hızlı şekilde dünyaya yayılan, ilk çıktığında olağanüstü endişeyle izlenen, önlemler alınan, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer yetkili kuruluşlardan uyarılarla sıkı önlemler alınan Domuz gribiyle ilgili garip bir sessizlik yaşanıyordu o günlerde. Sanki tehlike geçmiş, yayıldığı bölgelerdeki vakalar sona ermiş gibiydi. Türkiye'de bile ilk haftalardaki önemini kaybetmişti. Bu sessizlik, küresel salgın uyarılarının yapılmasından, virüsün mutasyona uğradığının öğrenilmesinden, kontrolünün artık çok zor olduğunun ilan edilmesinden, aynı salgının 1918'lerde milyonlarca insanı öldürdüğünün hatırlatılmasından sonra yaşanıyordu. Türkiye'de, sadece yurtdışından gelenlerde hastalık tespit ediliyor, münferit vakalar olarak bildiriliyor, önemsizleştiriliyordu.

Peki bu ülkede hiç mi domuz gribine yakalanan olmuyordu? O günlerde; "Acaba Sağlık Bakanlığı Domuz Giribi vakalarına dair istatistikleri gizliyor mu" sorusu geldi. İnsanlar bu hastalığa yakalanıp hastanelere gidiyor, tedavi ediliyor da, kamuoyunda infiale neden olmamak için bu durum gizleniyor muydu? Sadece Türkiye'de değil, Avrupa ve Amerika'da da, oralardan gelenler hastalığı taşımalarına rağmen, istatistikler gizleniyor gibiydi? Belki de gerçekten bütün ülkeler havaların soğumasını değil, ilaç firmalarının aşı üretimini tamamlamasını bekliyordu. Ayrıca, İlkbahardan beri varolan hastalık için aşı üretim zamanı neden Sonbahar olarak, daha o tarihlerde, verilmişti? Erken üretilemez miydi? Şimdi çok sayıda ilaç şirketi gayet kolay bir şekilde aşı üretiyor.

Gerçekten birileri bir şeyler mi gizliyordu? Bu çok önemli bir soruydu? Ben hala bu sorunun önemli olduğunu düşünüyorum. Dünya Salık Örgütü Direktörü Margaret Chan, 11 Haziran'da; 2009 yılını salgının başlama yılı ilan etti. Örgüte göre iki yılda iki milyar insanın salgından etkilenme ihtimali var. Ondan sonraki iki yılda ise ABD nüfusunun yüzde kırkı hastalıktan etkilenebilecek. Bu yüzden ABD yönetimi, Ekim ayına kadar 160 milyon doz aşı stoklayacağını açıkladı.

Öyle de oldu.

ABD yönetimi, 195 milyon doz için 2 milyar dolar ayırdı. Bu rakamın 5 milyar dolara çıkacağı söyleniyor. Sadece aşı kampanyası için 4,8 milyon dolar harcandı. İnsanlık tarihinin en büyük sağlık kampanyasının bütün dünyada yürütüldüğü söyleniyor. Ülkeler, daha kampanya başlatmamışken, ilaç sektörüne akacak dev bütçeler hazırlamakla meşguldü. Tamiflu ve Relenza gibi ilaçları üreten ilaç şirketlerinin hisselerindeki hareketlilik dikkat çekiyordu, olağanüstü kazanıyorlardı. Domuz gribi on milyarlarca dolarlık bir piyasa yaratıyordu! Şirketler şimdiden on milyar dolar civarında bağlantı yaptılar bile. Sadece İngiliz GlaxoSmithKline şirketi 16 ülkeyle anlaşma yaptı, bu sayı yakında 50 ülkeye çıkacak!

Aşı üzerine yürütülen tartışmalar Türkiye'de hiç önemsenmedi. Almanya'da, ABD'de kıyamet kopuyordu ama bizim ülkemizin umurunda bile değildi. Alman sağlık uzmanları aşının kanser yaptığını söylerken ABD'de avukatlar kampanyanın durdurulması için dava açıyordu. Özellikle beyin üzerindeki etkilerine, felce ve muhtemel ölümlere işaret ediliyor. Aşının özellikle çocuklarda ciddi nörolojik sonuçlara yol açacağı, astım hastası edeceği, aşılarda kanserli hücreler kullanıldığı, katkı maddelerinin ölümlere bile yol açabileceği, yeterli testlerin yapılmadığı gibi itirazlar ciddiye alınmadı. Bazı çevreler, aşının Domuz Giribi'nden daha ölümcül olduğunu bile söylüyordu.

Salgın paniği ve aşı kampanyası başlamadan önce, "Domuz gribi salgını 'aşı'yı bekliyor" başlıklı yazılar okuduğumu hatırlıyorum. Yazılanlar oluyor. Dünya genelinde belki milyarlarca insan aşılanacak. Sanki biraz kampanyanın başarılı olması için korku pazarlanıyor görüntüsü var.

Gerçekten salgın şimdi mi başladı? Ya da bugüne kadar olanlar gizlendi mi? İlaç firmaları mı beklendi? Bu iş gerçekten kafa karıştırıcı!

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=22.10.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 06 November, 2009 11:58:41
avatar
İsrail Türkiye'yi durdurabilir mi?

İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
06 Kasım 2009 Cuma

Dünkü yazıya "Türkiye'yi nasıl durduracaklar" şeklinde başlık koyarken bir endişem vardı. Dünya Türkiye'yi tartışırken, "Türkiye oyunun kurallarını yeniden yazıyor" ya da "Türkiye Batı'ya sırtını dönüyor" şeklinde iki farklı yaklaşımla hararetli bir tartışma başlatılırken, Pakistan'dan Orta Afrika'ya kadar Türkiye'ye yönelik ilgi hızla yükselirken, bölgesel ortaklıklar ileriye dönük daha kapsamlı birlikteliklere dönüşme eğilimine girerken, barış ve diyalog üzerinden oyun kuranlara karşı, çatışma ve kaos üzerinden oyun kuranların harekete geçtiğini, önümüzdeki günlerde bu yönde endişe verici gelişmelerin olabileceğine dikkat çektim.

"Oyun kuranlar"a karşı "oyun bozanlar" bir senaryo uyguluyorlar.

Yazının yayınlandığı gün Akdeniz'de bir İsrail operasyonu gerçekleşti. Daha önce Kuzey Denizi'nde bir Rus gemisini kaçırarak Afrika açıklarında terkeden, geminin İran'a ya da Cezayir'e nükleer silah kaçırdığı iddiasını ortaya atan, Avrupa Birliği ülkeleri istihbarat teşkilatlarıyla birlikte gemiyi günlerce dünyadan gizleyen, Rusya'nın şiddetli tepkisi üzerine Başbakan'ı Benjamin Netanyahu'yu 14 saatliğine gizlice Rusya'ya gönderen İsrail, kıyılarından yüz elli kilometre açıkta seyreden bir gemiye el koydu.

Süveyş Kanalı ve Doğu Akdeniz'de kafasına göre "denetim" uygulayan, Kuzey Denizi'nde bile gemi kaçırabilen İsrail, Francop adlı gemideki dört yüze yakın konteynerdan kırkında silah bulunduğunu açıkladı. Gemi Aşhod limanına çekildi, silahlar dünyaya gösterildi. Roketler, Kalaşnikof mermileri, havan mermileri, el bombaları İsrail televizyonlarında yayınladı. İlk akla gelen İran ve Suriye oldu. Silahların gideceği adres ise Hizbullah. İsrail de zaten bu iddiaları dile getirerek, İran'a karşı uluslararası kamuoyu oluşturma fırsatını çok iyi kullandı. Geminin hareket ettiği limanın Bender Abbas olduğu, Mısır'da yükünü değiştirdiği, Kıbrıs Rum Kesimi ve Lübnan'a uğradığı, oradan "Türkiye'ye yöneldiği" iddia edildi. Amerikan AP ajansının, bir tayfanın ifadelerine dayanarak, geminin son durağının Türkiye olduğu iddiasını ortaya atması son derece dikkat çekici.

Operasyon, Ortadoğu denkleminde hemen her ülkeyi ilgilendiren bir senaryonun parçası oldu. Bir gemi üzerinden Ortadoğu'da ilişkiler ağını, çatışma alanlarını bir kez daha net bir şekilde gördük. İsrail için bulunmaz fırsattı ve en etkin şekilde kullanıldı. İsrail resmi dış politikası ve güvenlik politikaları bir kez daha dünyaya bu olay üzerinden anlatıldı. Nedense her şey tamamen örtüşüyordu. Onlara göre silahlar İran'dan geliyordu ve Hizbullah'a gidiyordu. Suriye işin içindeydi. İran ve Suriye hemen yalanladı. Hizbullah da kesin bir dille yalanladı. İsrail, daha önce Hamas'a İran'dan roketler geldiğini, bu roketlerin Gazze'den Tel Aviv'i vuracak menzilde olduğunu iddia etti. Hamas hemen iddiayı yalanladı.

Birileri bir şeyler karıştırıyor! Bu şekilde silah transferi yapanlar, İsrail'in operasyon ihtimalini gözardı etmemişler miydi? Etmemişlerse büyük bir aptallık yapmış olmalılar. Sanki bütün senaryo İsrail'in anlatmak isteyip de anlatamadığı şeyleri ispatlamak için kurgulanmış gibi. Bu işte tuhaflıklar var.

Dünkü "Türkiye'yi nasıl durduracaklar" başlıklı yazıda endişelerimi şöyle açıklamıştım: "Yaşadığımız bölgede çatışmaya yatırım yapanların, bölge dışı aktörlerin müdahalelerini her zamanki gibi devam ettiğini ve "oyun bozma"ya dönük ciddi bir çaba olduğunu biliyoruz. Mesela; Lübnanlı yetkililer, İsrail'in Lübnan'a saldırı hazırlıkları içinde olduğunu dünyaya duyurdu. İsrail-Hizbullah savaşının devamı her an gelebilir. Bu ciddi bir endişe. İsrail Genelkurmay Başkanı Gabi Eşkinazi, açık bir şekilde, İsrail ordusunun Filistinli direnişçilerin füze rampalarına karşı mücadele etmek için Gazze'ye saldıracakları tehdidinde bulundu."

"Bundan sonraki saldırının sebebi Hizbullah ya da Hamas olmayacak. Siyasi anlamda tükenen, bölgesel nüfuzunu büyük oranda kaybeden, köşeye sıkışan, Türkiye'nin yapıp ettikleriyle elindeki kartları birer birer kaybeden İsrail, 'oyun bozucu bir senaryo' ile şaşırtıcı hareketlerde bulunabilir. Kim bilir, belki de Türkiye'yi bu şekilde durdurmaya çalışacaklar!"

Ekleyelim: İsrail askeri istihbaratını yöneten General Amos Yadin; Salı günü, Parlamento Dış İlişkiler Komisyonu'na yaptığı konuşmada, Hamas'ın altmış kilometre menzilli füzelerine dikkat çekti. Yadin de, Genelkurmay Başkanı Eşkinazi gibi Gazze'ye yeni saldırı istiyordu. Birkaç gün önce Lübnan-İsrail sınırında karşılıklı füzeler atıldığını da hatırlayalım. Yadin'in açıklamaları İsrail'in Gazze saldırısı için kamuoyunu hazırladığı şeklinde yorumlandı. Akdeniz'deki silah yüklü gemi operasyonu da aynı kamuoyu çalışması için kullanılıyor.

Türkiye, İran, Irak, Suriye, Lübnan arasında yakınlaşma, ortak alanların genişletilmesi, hiç olmadığı kadar diyalog ve işbirliği kapılarının aralanması, yerel dinamiklerin yönettiği bir güç merkezinin oluşturulması en çok kimleri rahatsız edi-yor dersiniz… Elbette, kendini kenara itilmiş hisseden, Türkiye'nin etki alanını genişletmesi oranında dar bir alana sıkışan İsrail'in. Türkiye-İsrail krizi şeklinde görülen son gelişmelerin temelinde bu gerçek var. İsrail yalnızlaşıyor, izole ediliyor. Akdeniz'de el konan geminin gideceği adresin Türkiye olduğunun iddia edilmesini bir de bu yönden görelim. Türkiye'ye ne anlatılmaya çalışılıyor?

Oyun kuran ülkeye karşı "oyun bozucu ülke" harekete geçti. Ama bu hesapta yanlışlık var. Türkiye'yi bu şekilde durdurmak mümkün olmayacak. Tam tersine; önümüzdeki günlerde Gazze ve Lübnan'a saldırması durumunda İsrail, daha da yalnızlaşacak, çaresiz kalacak. Hırçınlık ve şımarıklığın her zaman para etmediğini görecek.

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Default.aspx?t=06.11.2009&y=IbrahimKaragul
Kurtoğlu Tarih: 14 November, 2009 06:11:50
avatar
http://www.elestiriyoruz.com/bulent-turker/ulukisla-savunmasi-3273/75/
Kurtoğlu Tarih: 14 November, 2009 06:13:47
avatar
2017 yılının kurban bayramının ilk 10 gününden 1 ocak 2018 tarihleri arası mehdinin yaklaşık kesin çıkış tarihidir

http://www.elestiriyoruz.com/bulent-turker/ulukisla-savunmasi-3273/75/

mehdi ile ilgili bir detayı keşf ettik

Bu da eleştiriyoruz.com farkıyla olsun bakalım
keşfimizi ilk kez paylaşacaz

MEHDİNİN YAKLAŞIK ÇIKIŞ TARİHİNİ BULDUK

İMAM I RABBANİ hazretleri buyuruyorlar ki mehdinin çıkışına zemin hazırlıyorum

mehdi 2. bin yılda gelecek diyor
kendisi 1. yılının yenileyicisidir müceddilil el fisani sıfatı vardır

sadece 2 şey imamı rabbani den yazacam
diyor ki 18 sene geçti mehdi çıkmadı
mehdi 2. bin yılda gelecek

imamı rabbani hazretleri ne demek istedi farkına varabildik mi acaba ?

olaya dönecez fakat başka bir boyuttan konuyu irdeleyelim

rivayette diyor ki
yer ve gök ehli azap içinde olmadıkça ,
azap dayanılmaz boyutlara varmadıkça
meğer mehdi denen biri yokmuş denmedikçe
Allah ehli beytimden bir kişiyi çıkartmayacaktır

başka bir rivayette
mehdinin çıkmadığını gören alimler ..... ifadesi

mehdi kudusun fethinden 36 ay sonra bekleniyor

hatta teke tek programında cübbeli hoca bunu imalı şekilde anlattı
aslı hadis i şeriftir
kendisi dedi ki
burdan ilan ediyorum
mehdi 3 seneden evvel çıkmayacak
kastettiği bir rivayete dayanıyor
fakat rivayet diye belirtmedi
birazcık ona bu konuda sitemim var keşke rivayet olduğunu belirtseydi

cübbeli hoca hicri 1418 i geçtiğimiz için mehdiyi gelecek yüzyıla attı

fakat ortada bir hata var

hata şudur

mehdinin çıkmadığını gören alimler farklı yerlerden hem de birbirlerinden habersiz 7 alim
herbirinin yanında 310 küsür kişiyle mehdiyi aramaya koyulacak ve hacda buluşacaklar

bir tane grup ki mehdinin izine ulaşacak ve hacda bunu açığa vuracak

şimdi soru şu

mehdinin çıkmadığını gören islam alimleri hangi kıstası esas alıyorlar
ve meğer mehdi yokmuş sözünü kim söylüyor ??

meğer yokmuş sözünü mehdiyi bekleyenler söylüyor
mehdi yokmuş demiyorlar
meğer yokmuş diyorlar arada ki fark barizdir

bize göre bir hata var ve rivayetin içinde de anlaşılıyor
alimler hatayı nerde yapacaklar

bize göre işte hatanın kaynağı şunlardır
bize göre hata rivayetlerdeki rakam ve sayısal değerleri hicri yıla göre hesap yapıldığı için olacaktır

1 yıl miladi olarak 365 gün 6 saattır

1 yıl hicri yılda 354 gün dür

miladi -hicri karşılaştırmada 1 yılda 11 gün fark var
bu sebepten her sene ramazan ayı 11 gün geriye doğru gider öyle değil mi ?
gerçekten de öyledir bunu kimsecikler itiraz edemez

36 ayı hicri diye hesap yapan yanılacaktır
bize göre bu miladidir
arada her senede 11 gün olmak üzere 3 yılda 33 gün oynama olur

mehdinin çıkmadığını gören alimler hicriye göre bekleyip hareket edecekler
böyle olduğunu bulduğumuza göre hatanın kaynağı çözülmüş olur

ikinci hata ise

şuyap temimi sufyani ile mücadelesi anlatılırken ilgili rivayettir ki
ifadenin metnini buraya yazmıyorum
mehdi o vakit en çok aranılan kişidir .....çıkmasına 72 vardır ifadesinde
hadisi şerifin orjialidir

fakat yorumlarda bu 72 ay olarak esas alınıp 6 yıl diye orjinaliymiş gbi yorum yapılmaktadır
bize göre bu hatadır

çünkü rivayetin başında 72 ifadesi var gün ay yıl kesinlikle yoktur olduğu gibi kayda geçmiştir

bize göre 72 hicri yılda bir ifade etmez
fakat bu 72 miladi hicri karşılaştırmada bir anlam ifade eder
şöyle ki
72 ramazan bayramı ile kurban bayramı arasındaki gün sayısıdır
evet yanlış duymadınız 72 gün ifadesi tam olarak bu şekildedir

o halde diyoruz ki mehdi kudusun fethinin 36 ay miladi ve 72 gün ilavesi ile kurban bayramının içinden ilk 10 güne düşecek bir şekilde beklenmelidir

tersten giderek tarih hesaplaması yaptığımızda miladi olarak hesap yaptığımızda
kudusun fethi yaklaşık 2014 yılında 3 aylardan recep ayında başlıyor
ve en geç şaban ayının 15 inde son buluyor
şayet böyle olursa bu şartlarda mehdinin çıkış tarihi en erken 2017 yılının kurban bayramına denk düşüyor

hicri hesapla miladi hesap bu şekilde hesaplanırsa
hicri olarak 36 ay ifadesi sadece kabul edilirse
miladi 36 ay + 72 gün ifadesiyle arada yaklaşık 110 küsür yaklaşık 120 gün fark ediyor

hicri hesaplayanlar 120 gün erkenden bekliyor demektir

bu da meğer mehdi denen biri yokmuş denmesini açıklıyor
yine mehdinin çıkmadığını gören alimlerin hatasının ne olduğu anlaşılıyor
ifadeler hicri olarak yorumlandığı için ve 72 ifadesi geçen rivayet dikkate alınmadığı için erkenden beklenecek
ifademiz işte tam burda gayet güzel bir açıklama oluyor
artık biz kesinlikle miladi olarak bekleyenlerdeniz diyebiliyoruz

şimdi imamı rabbanin sözünü hatırlayalım

mehdi 2. bin yılda gelecek
18 yıl geçti mehdi çıkmadı ...

burda demek istiyor ki mehdi 2018 yılının ocak 1 i ne kadar vakti var demektir
bize göre ise en erken 2017 yılının kurban bayramından başlayarak beklenmelidir aksi akla zarardır

mehdinin hac mevsiminde çıkacağı biliniyor
mehdinn çıktığı sene hacda kanlı olayların olacağı da
ayrıca mehdi ümitlerin bitmeye yakın olduğu bir dönemde çıkacağı
yine başka bir rivayatte ise
ümitsizlik ve yes halinde ifadesi var
başka bir ifade de ise ansızın çıkacağı ifadesi geçiyor


hesapta hata yapılacak hicri olarak beklenecek ve 72 ifadesi geçen rivayet dikkate alınmayacak


yazdıklarımızı toparlarsak
kudusun fethi yaklaşık olarak 2014 yılında 3 ayların içinde başlıyor şaban ayının ortalarına doğru kuşatma sonlanıyor ve dünya savaşı başlıyor
batılı güçler ortadoğuyu istila ediyor
sufyan batılıların desteğiyle ortadoğu da terör estiriyor

dünya savaşı müslümanların aleyhine gidiyor
taki birisi bu olayları durdursun çığlıkları yankıları nefessiz kalacak şekilde sonlanmaya yüz tutmuşken hesap hatasından ve 72 rivayetini dikkate almamazlık mehdiyi 36 ay hicri olarak hesap yapıp ümitler bitme noktasına getiriyor

biz miladi olarak bekleyip bu ümitsizlikten inşallah etkilenmeyeceğiz
mehdinin çıkış taihi 2017 yılının hac mevsimi yani kurban bayramından sonra beklenmelidir
son koşuşturma ki hacda yani mekke ve medine de olacak
medineden koşarak gelen kişi rivayetiyle hacda kanlı olaylar olacak
malumdur ki mehdi kendini arayanlarla ilk kez karşılaşacak ve ben aradığınız kişi değilim dedikten sonra medineye tekrar dönecek
ardından mehdiyi tanıyanlara sorulacak diyecekler ki o kişiydi
bunun üzerine medinede onu aramaya koyulacaklar
derken mehdi arandığını görüp mekke ye tekrar gidecek ve 2. karşılaşmada yine ellerinden kaçacak
derken medide tekrar aranacak ve tekrar mekkeye geçecek ve kabe de makamı ibrahim ile rukun arasında mehdiyi bulacaklar

uzat elini biat edelim dediklerinde
mehdi yazık size
ne kadar çok kan döktünüz diyecek ve biatları ilkin kabul etmeyecek
3 şey söylenmeden kalkmayacak

şimdi
hacdaki aranma ve son safha biat olayı arası kaç gün yada günün ne kadarı olacak bilemiyoruz


bu olay kaç gün sürer bilmediğimiz için 10 gün süre veriyoruz tahmini olarak
az da olabilir çok da olabilir
en erken 2017 kurban bayramı n dan başlıyor ilk 10 gün olsun
en geç 1 ocak 2018 yılını söyleyebiliriz

kesinlikle bu tarihler arasında mehdi beklenmelidir
erkenden beklenen mehdi ümitsizlik oalrak bize geri dönecektir

2017 yılının kurban bayramının ilk 10 gününden 1 ocak 2018 tarihleri arası mehdinin yaklaşık kesin çıkış tarihidir

Bu sebeple imamı rabbani hazretleri hicri bir yılının yenileyicisi iken mehdi miladi 2. bin yılının müceddidir sözünü anlıyoruz

ihaleyi eleştiriyoruz.com ekibi ve keşfiyle ilk kez burda yayımlıyoruz
ihaleyi eleştiriyoruz .com ekibi kazandı

http://www.elestiriyoruz.com/bulent-turker/ulukisla-savunmasi-3273/75/
çaylar şirketten

ilgililere duyurulur

Yorumunuzu Ekleyin comment

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Untitled Document