Markum.net
Ana Sayfa | Sizin Yazılarınız | CHP Yavaş Yavaş Ölüyor!

CHP Yavaş Yavaş Ölüyor!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
image

Modern dünyanın tarihin muhtelif dönemlerini zorlayan zenginliğini ve çerçeve bolluğunu sınırlandırmaya kalkışmak, modern yazın ve düşün sürecinin kemikleşmiş bir ironisi.

Modern dünyanın tarihin muhtelif dönemlerini zorlayan zenginliğini ve çerçeve bolluğunu sınırlandırmaya kalkışmak, modern yazın ve düşün sürecinin kemikleşmiş bir ironisi. Bu durum, açıklama biçimlerimize veya perspektiflerimize ait bir imkansızlığı içermemeli. Tam aksine, açıklama imkanlarına yönelik açılımları; kuşkuculuğu, yaşamı üretmeyi ve zenginliğe açıklığı imliyor. Durduğumuz yeri kemikleştirmeyen açık-uçlu bir diyalektik. Geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi yayınevinden çıkan “Türkiyenin İyi Yönetimi: Demokratikleşme ve Özgürlükçü Sol Alternatif” başlıklı yeni kitabını Radikal Kitap okurlarına tanıtan Prof. Fuat Keyman, Cem Erciyes’e verdiği söyleyişide, Türkiye’nin bir kırılma noktasında olduğunu ve bu kertede CHP’nin bir iktidar alternatifi olarak bir kere daha denenmesi gerektiğinin altını çizmiş; Aysel Tuğluk ise 15.06.2008 tarihinde Radikal İki’deki “Sorun CHP’dir, Baykal değil” başlıklı yazısında CHP’nin ona oy veren milyonların selameti için demokratik bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var ki o da CHP’nin hala bir iktidar alternatifi/uğrağı olarak tahayyül edilebilmesi ve demokratik bir yapıya dönüşebileceğinin umudu. Düşünsel damarları ve tarihsel arka planı Kemalizmin otoriter, muhafazakâr ve dogmatik veçheleriyle malul olan, neredeyse dibine kadar milliyetçiliğe batmış (hatta yer yer hem söylemsel hem de eylemsel düzeyde faşizan motifler barındıran); ideolojik olarak iflasın eşiğine gelmiş, eleştiri denen düşünceyi dönüştürme ve geliştirme gibi diyalektik bir mekanizmaya bağışıklık kazanmış bir partiden iktidar olmasını beklemek, deyim yerindeyse suya yazı yazmak gibi bir şey.

Değişime kapalı, dogmatik bir parti

Özünde içe ve değişime kapalı, statik, eleştirel ve analitik düşünme metotlarına uzak epistemolojik olarak dogmatik bir muhayyileye sahip bir parti var karşımızda. Ve bu parti tam da bu genetik kodlarından ötürü, statükoyu yani kendisinin verili olarak kabul ettiği, sorgulamadığı, hikmeti kendinden menkul değerleri ve fikirler manzumesini korumak gibi bir içgüdüye sahip. CHP’ye atfedilen bütün bu karakteristikleri en başta Deniz Baykal’ın ve onun bir türlü idrak edilemeyen siyaset dışı ‘siyaseti’ kadar, eski ve üzerlerine ölü toprağı serpilmiş kadrolarının ve bu kadronun somut politikalarında görmek mümkün.

2002’de AKP’nin 1. iktidar döneminde CHP gibi müesses nizamın-‘merkez’in (buradaki ‘merkez’i önemli sivil/askeri bürokratik aktörleri ve kurumları, yani Cumhurbaşkanı, yüksek yargı mercilerinin başkanları ile güçlü “sivil toplum” kuruluşlarını içeren bir tarihsel blok olarak da tasvir edebiliriz) en temel projesi olan AB projesini sahiplenmesi CHP’yi daha da merkeze itmiş ve ona, zaten teşne olduğu devletçi ve milliyetçi bir parti olmaktan başka bir ‘alternatif’ bırakmamıştır.

Deniz Baykal (=CHP) 2002’den itibaren AKP’ye karşı muhalefetini, AB reformları ve demokratikleşmenin yetersizliği çizgisine değil, fazla demokratikleşme, fazla Avrupacılık eksenine oturtmuştur. AB gibi Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak kadim tarihsel projenin (ikinci modernleşme projesi olarak da okunabilir) hegemonik öznesi olması gereken CHP, bu sürecin, adeta ruh ikizi MHP ile beraber köstekleyicisi konumunu almıştır. İşin garip tarafı CHP’nin içine düştüğü bu büyük tarihsel yanılgıda ve yaman paradoksta hiçbir beis görmemesidir. CHP, asgari düzeyde kendini solda gören bir partiye teşmil edilebilecek hiçbir parametre barındırmıyor.

CHP’nin demokratikleşmeme envanteri

İsterseniz CHP’nin istikrarlı bir rota izleyen demokratikleşmeme envanterine bir göz atalım: Kürt meselesine yaklaşımındaki ikircikli tutumu, bir adım ileri iki adım geri, samimi olmayan zigzaglı politikalar; her türlü yumuşak söylem ve barışçı çözüm arayışını kategorik olarak reddetmek ve hatta Kürt meselesine eğilirken TSK’nin şahin bilinen kesimiyle paralel yaklaşımlar benimsemek, 2005 sonbaharındaki Ermeni konferansına gösterdiği ajitatif/vulger tepki; Hrant’ın kıyımına sebebiyet veren 301 garabetinin değiştirilmesine veya kaldırılmasına zinhar karşı çıkmak; Cumhurbaşkanlığı seçimini bloke etmek için 367’yi dayatarak, yargıyla yasamanın sınırlarını bulandırmak; Anayasa Mahkemesi’ni neredeyse kendisinin ağlama duvarı gibi kullanmak; dahası hükümeti askere havale eden başta zımni ve sonra giderek belirtik olan darbe çağrıları…

MHP bile ideolojik bagajına bu kadar mesai harcamazken, CHP onun da görevini ifa etmeyi başardı. Bütün bu doneler CHP’nin cumhuriyetin demokratikleşmesi mücadelesini nasıl sekteye uğrattığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.

Bütün bu olguları değerlendirdiğimizde, ortaya çıkan tablo neticesinde CHP’nin halihazır, kemikleşmiş kadro ve yönetimiyle AKP’ye “laiklik” üzerinden muhalefet etmekten başka yapabileceği bir şey hemen hemen yok gibidir.

Çünkü yapısal olarak CHP’nin köklerine nüfuz etmiş halka karşı kibir ve küçümseme yüklü bir bakışı adeta bir genetik özellik gibi taşıyan bir partinin; siyaseti topluma taşımak, kitlelerle buluşmak, varoşlara, fabrikalara, üniversitelere ulaşmanın araçlarını aramak; hasılı toplumsal siyaseti mekansal ve eylemsel düzeyde genişletmek gibi melekelerinin olmasını beklemek, akıllara zarar bir düşünce biçimdir. Buradan sola dair bir momentum/açılım aramak da iğneyle kuyu kazmaktan farksızdır.

AK ve CHP’nin sınıfsal kavgası

Bugün mevcut siyasal partiler içerisinde AKP’nin kapatılmasını en fazla isteyen ve bunu engelleyebilecek her tür teşebbüse tüm gücüyle karşı çıkıp, sonuçsuz bırakmaya çalışacak parti CHP’dir. Ama bunu ne AKP kapatıldığında iktidar olma fırsatı bulabileceği için ne de bunun mevcut oy dağılımından kendisine de epeyce bir pay düşecek bir ortam yaratabileceği için istemektedir.

Zira, iki parti arasındaki asıl çatışma, laiklik-irtica ekseninde bir “kültür ve ahlak savaşı” değil; tersine, tarafları aşikâr olan sınıflar arası bir savaştır:

Bir yanda Sünni-Hanefi-Kemalist-Diyanetçi bürokrasi / yargı / akademya / ana akım medya / kentli burjuvazi ve büyük sermaye; öbür yanda kentlileşen, CHP’nin tepeden bakmaya, kibriyle ezmeye çalışmaya alışkın olduğu ve dindar Anadolu/taşra sermayesi.

Ömer Laçiner’in yerinde tespitiyle CHP’nin laiklik feryatlarının dozunu kabartan; “CHP’nin tepeden bakışına artık aldırmayarak, hatta rastlaştığında, parasal gücünü ve toplumsal statüsünü, postmodernleşen hiyerarşideki yerini yükseltmeye odaklı tutumu ile nüfuzunu artırıyor olmanın güveniyle ve o otantik, muhafazakâr Türkiye burjuvazisi artık alaycılaşan bakışıyla yanından geçerken haddini bildirememenin aczidir.” (Ömer Laçiner, Darbe ile Debelenme, Birikim Sayı: 228).

İktidar olamamanın verdiği ıstırap

Deniz Baykal’ın özellikle laiklik bahsinde konuşurkenki hali, bütün bu söylenenlerin tam bir özeti gibidir. Uzun zamandır iktidar olamamanın ve olamayacağının farkında olmanın verdiği ıstırap ve acı, CHP’nin hal-i pür melalini yansıtır.

Hasılı, CHP’nin modern küçük burjuvaziye sıkışmış, daha doğrusu, bu kesimin siyasette artık biten oransız etkinliğiyle beraber, tükenmeye büyük ölçüde mahkum olduğu, aynı ile vakidir. Böyle bir siyasal oluşumu Aysel Tuğluk’un önerdiği gibi Kemalizm’in sol-demokrat yorumu hayata geçirmek de kurtaramaz. Çünkü böyle bir yorum zaten yoktur, hiç de olmamıştır. Dolayısıyla, "demokrat bir liderlik ortaya çıkar ve büyük bir enerjiyle farklı toplum bileşenlerini hem iktisadi hem kültürel talepler üzerinden partiye katabilirse, belki bir yenilenme olabilir" düşüncesinin gör(e)mediği kör nokta şudur: CHP ölmedi ama çok ölümcül bir virüs onu içten içe yiyor. Yani, oradan bir şey çıkması çok zor görünüyor.

ÜMİT KURT
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ
SİYASET BİLİMİ (DOKTORA ÖĞRENCİSİ)

www.kronikmuhalif.com

Bu haber için oy ver
0
Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (1 Yorum Eklendi):

İnadına SOL inadına CHP Tarih: 21 July, 2008 06:20:00
avatar
Hayır CHP ölmüyor.Cumhuriyet Halk Partisi Atamın bize emanetidir.Ona sahip çıkacak kişiler hep vardır,olacaktır.Yönetimi beğenmiyor olabilirsiniz fakat yönetimler geçicidir.

Yorumunuzu Ekleyin comment

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Untitled Document